Geçmişden Günümüze Gelen Efsaneler, Destanlar, Söylenceler, Mitoloji, Hikayeler, Masallar , Türk folklorik motifler, şehirlerin efsaneleri,öyküleri

Fil Eti Yemeyeceğim

| Pazar, Nisan 6
Allah dostlarından biri olan Abdullah Kalanisi (K.S.) bir defasında gemi ile yolculuk ederken şiddetli bir fırtınaya yakalandı. Gemide bulunan yolcu ve mürettebat dua ettiler ve birer adakta bulundular.

Abdullah Kalanisi'nin de bir adakta bulunması için kendisine işaret ettiler. Abdullah Kalanisi, kendisine adakta bulunması için işaret edenler:

- Ben şu fani dünyadan alakamı kestim. Beni böyle işlere karıştırmayın, dediyse de dinlemediler ve adakta bulunması için ısrar ettiler.

Onların bu kadar ısrarları karşısında Abdullah Kalanisi:

- Eğer Allah beni buradan sağ salim kurtarırsa ben fil eti yemeyeceğim, diye onlara göre garip bir adakta bulunur. Gemi mürettabatı ve yolcular:

- Hiç insan fil eti yer mi? Neden böyle garip bir adakta bulunuyorsun?, dediler ve kendi aralarında bu zatın akli dengesinin yerinde olmadığına hükmettiler.

Bu konuşmalara kulak misafiri olan Abdullah Kalanisi:

- Şu anda gönlüme gelen budur. Ben de bu şekilde adakta bulundum, dedi.

Cenab-ı Hak onları şiddetli fırtınadan kurtarıp karaya çıkardı. Orada günler geçmesine rağmen yiyecek bulamadılar.

Açlıktan yıkılacak bir haldeyken bir fil yavrusu gördüler. Hemen onu öldürüp etini yemeğe başladılar, Abdullah bin Kalanisi ahdine ve adağına sadık kaldı ve fil etinden yemedi.

Onlar:

- Burada zaruret var. Biz zaruret olduğu için yiyoruz. Sen de ye!, dediler.

Fakat Abdullah bin Kalanisi onların sözlerini hiç dinlemedi, gerçekten aç olmasına rağmen yine de fil etinden yemedi. Onlar fil etini yiyince aniden üzerlerine bir uyku hali çöktü ve uyuyakaldılar. Biraz sonra fil geldi.

Yavrusunun kemiklerini orada görünce, önce uyuyanları tek tek kokladı. Üzerinde yavrusunun kokusu bulunan herkesi öldürdü.

Sonra Abdullah bin Kalanisiye geldi. Onda koku bulamayınca sırtını çevirdi ve sırtına binmesini işaret etti. O da filin sırtına bindi. Onu bilmediği bir yere götürdü. Orada sırtında indirdi. Seher vakti bir cemaat ile karşılaştılar, cemaat onu alıp evlerine götürüp, misafir ettiler.

Bilgi notu
Önceki yazılarımızda da bir fil yavrusunu yiyen insanların başına gelenler vardı. o hikayemizi okumak isteyenler buradan ulaşabilir.

2 okur dedi ki:

cananhanım dedi ki...

Hakkaten de hazin olmuş adamların sonu. Fillerin koku alma duyusunun çok geliştiğini duymuştum. Örneğin yüzlerce metre öteden suyun kokusunu alabiliyorlarmış.Filler aynı biz insanlar gibi yaşıyor. Daha doğrusu tipik bir Türk ailesi gibi. Yavru doğuyor ama anne onu asla bırakmıyor. Anne fil, teyzeler, yakın akrabalar hep birlikte (hepsi de dişi fil tabii) yavru fili büyütmek için uğraşıyorlar. Diğer toplulukta ise erkek filler var. Yavru filin babası,amcalar falan. Fil bu topluluğa ancak büyüdükten sonra katılabiliyor. Yani hikayede anlatılan anne filin yavruyu yiyeni kokusundan anlayıp yemiş olması bence efsane değil, yapar yani,çünkü aynen insan evladı anneler gibi. Hikayeye gelince; bence laf ağızdan bi kere çıkar. Abdullah bin Kalanisiye fil etini yemedi, böylece hem tükürdüğünü yalamamış oldu hem de hayatı kurtuldu.

ilham perisi dedi ki...

3k ne kadar guzel bir hikayeymis yaa.Cok guzeldi.Sabir ne kapilari acar degilmi.Yeterki insan azmetsin...

Yorum Gönder