Geçmişden Günümüze Gelen Efsaneler, Destanlar, Söylenceler, Mitoloji, Hikayeler, Masallar , Türk folklorik motifler, şehirlerin efsaneleri,öyküleri

İran Edebiyatı Attâr'ın İlâhî-nâmesi'nden örnekler2

| Cuma, Eylül 12

Belh Beyi ile kızı hikâyesi

Belh Beyi Ka'b’ın cinslerinin eşsiz birer numunesi olan bir oğlu bir de kızı vardır. Belh Beyi ölüm anında kızını oğluna emânet eder. Oğul Hâris tahta çıkar. Hâris’in hazinesine bakan, Bektaş adlı güzel bir kölesi vardır. Bir Nevruz töreninde dama çıkan Hâris’in kız kardeşi, Bektaş'ı görür ve âşık olur.

Aşkını şiirlere döker, bu şiirleri dadısıyla Bektaş’a gönderir. Bektaş dadının getirdiği resim ve şiirlerle prensese âşık olur. Prensesin sarayın dehlizlerinde dolaştığı bir gün, Bektaş karşısına çıkar ve sevdiği kızın eteklerine sarılarak duygularını açıklar.

Prenses ise “Ne cüretle eteklerine dokunduğunu, kendisinin bir köle olduğunu unutmamasını söyler. Bektaş kendisine gönderilen şiirlerin özünü kavrayamamıştır. Prenses aşkını yalnız başına yaşamak istemektedir. Duygularını şiirlere döker, ama bir kölenin aşkını kabul etmez.

Bu sırada bir savaş çıkar. Hâris ile Bektaş ön safta savaşırlar. Bektaş başından yaralanır. Esir düşecekken yüzü nikaplı erkek kılığına girmiş prenses tarafından kurtarılır. Belh prensesi, ağabeyi Hâris ile birlikte düşmana karşı savaşır. Buhara şâhının yardımıyla da Hâris savaşı kazanır. Bektaş prensese dadısıyla bir mektup gönderir. Prenses ise yine şiirler söylemeğe başlar. Şiirleri şâir Rodegi’nin eline geçer. Rodegi, Buhara şâhının huzurunda, Hâris’in de bulunduğu bir mecliste bu şiirleri okur. Şiirlerinin sahibinin Ka'b’ın kızı olduğunu, bu şiirlerle bir köleye olan aşkını anlattığını açıklar.

Hâris o mecliste susar. Buhara'dan Belh'e döndüğünde Bektaş’ın odasındaki bir kutuda kız kardeşinin aşk şiirlerini bulur. Bektaş'ı zindana attırır. Kız kardeşini de şah damarını kestirerek, kızgın bir hamama hapseder. Prenses bu kez şiirlerini, hamamın duvarlarına kanıyla yazar. Can verene kadar hamamın duvarlarını şiirlerle doldurur. Ertesi gün hamamın duvar örülen kapısı yıktırılıp prensesin ölüsü çıkarılır, gömülür. Bektaş bir yolunu bulup zindandan kurtulur, Hâris’in başını keser sonra sevgilisinin mezarının başında kendini hançerle öldürür.

İlâhî-nâme'de Hâris'in kız kardeşini ve âşığını cezalandırılışı şöyle anlatılır:"Hârisin gönlü ateşlerle doldu, o sırrı anlayıp öfkesi arttı; kızkardeşini öldürmeyi kurdu.Önce o has köleyi, Bektaş'ı zincire vurup zindana attırdı.Ondan sonra o gümüş bedenli kızı hamamı kızdırıp içeriye kapatmalarını;İki bileğinin şah damarlarını yarmalarını, emretti. Hacamatçı kızın şahdamarlarını yardı, hamamda öylece bıraktı.Sonra onu hamama kapattı, hamamın kapısını da taşla kireçle ördürdü."



Rodegi: Samaniler dönemi (875-999) İran sarayı şâirlerindendir

2 okur dedi ki:

ilham perisi dedi ki...

E prenses neden Bektaşı reddediyor ki..Sonrada aşkından ölüyor..
Bu da çok güzeldi yaa.
Şehir efsaneleride güzel ama benim favorim mitolojik ve edebi olanlar..Teşekkürler efendim ..

cananhanım dedi ki...

Prensesimiz yerini ve seviyesini biliyormuş bilmesine de aşkını platonik olarak yaşamaktan da geri durmamış anlaşılan. Çok kanlı bir efsane hem de boşuna dökülmüş kan bunlar ama son sahnelerde prensesin kesilen şah damarı ile duvarları şiirlerle doldurması güzeldi. Efsane bu ya, yoksa şah damarı kesilen kişi elbette anında ölür. Güzel bir İran efsanesi. Ben severim İran Edebiyatını. Neydi, doğunun parlayan güneşi mi? :)

Yorum Gönder