Geçmişden Günümüze Gelen Efsaneler, Destanlar, Söylenceler, Mitoloji, Hikayeler, Masallar , Türk folklorik motifler, şehirlerin efsaneleri,öyküleri

İran Edebiyatı Attâr'ın İlâhî-nâmesi'nden örnekler1

| Perşembe, Eylül 11
Zaman zaman Blogumuzda Çukurova üniversitesi Türkoloji bölümünden efsaneler hikayeler vermiştik Birbirinden değerli çalışmaları olan bu bölümün sitesini ziyaret ediyormusunuz bilmem ama etmiyorsanız çok şey kaçırmış olabilirsiniz.

Bugün sizlerle bir hikayenin ana özetini paylaşacağım Hikayeyi ilkkez Türkoloji bölümü sayesinde duydum. hatta İranlı şairi de


Attâr'ın İlâhî-nâmesi'ndeki İki Hikâyenin Anadolu Mesnevilerindeki İzleri anlatan bu makaleyi (pdf) Nezahat Öztekin hazırlamış Edebiyat meraklılarına duyrulur



Kocası sefere giden namuslu kadın

Güzel olduğu kadar iyi huyu ve imânı ile dikkati çeken bir kadını, kocası hacca giderken, küçük kardeşine emânet eder. Adamın kardeşi, kadını ziyâretlerinden birinde yüzünü görür ve âşık olur. Bir süre aklıyla nefsi mücâdele ederse de nefsi galip gelir, aşkını kadına anlatır. Parayla ve zorla kendisine râm etmek ister. Kadın direnince beş yalancı şahit bulup zinâ ile suçlanmasına sebep olur.

Halk, kadını ölmüş olduğuna kanaat getirinceye kadar taşlar. Taşlandığı yerde kendinden geçmiş ve yaralı bir halde bırakılan kadın bir süre sonra ayılır, yoldan geçen bir bedevî ona acıyarak evine getirir, yaralarını tedavi eder, iyileştirir. Kadın iyileştikçe eski güzelliğine kavuşur. Bedevî Arap, kadına hayran olup onunla evlenmek ister. Kadın evli olduğunu bu yüzden kendisiyle evlenemeyeceğini söyleyerek Arabı iknâ eder. Arap, kadını kardeş edinir. Ancak Arabın bir süredir evden uzak olan bir zenci kölesi vardır. Bu köle eve dönünce kadının güzelliğini görüp aklı başından gider. Kadın tarafından reddedildiğinde intikam hırsına kapılır ve Arabın küçük oğlunu öldürerek kanlı palayı kadının yastığının altına saklar. Kadın kâtil olmadığına Arabı ikna eder ama Arap artık onu evinde görmek istemez, bir miktar para vererek evinden kovar.

Kadın yolda giderken elindeki parayı vererek bir idamlık mahkumu kurtarır. Kurtardığı genç yolda kadının yüzünü görür ve âşık olur. Yalvarır, yakarır, tehdit eder, fakat kadını iknâ edemez. Birlikte yürürlerken bir deniz kıyısına ulaşmışlardır. Genç, kıyıda demir atmış olan geminin tâcirlerinden birine kadını köle olarak satar. Kadın, taciri kendisinin evli ve hür olduğuna inandıramaz. Tacir kadını döve döve gemiye bindirir, kadına saldırır. Kadın feryadlarla gemi halkından yardım ister. Gemi halkı kadına acıyarak aralarına alır. Fakat bir süre sonra çevresinde kim varsa kalmamıştır.

Kadın, “Ey sırları bilen Tanrı, beni bu kişilerin şerrinden sakla!” diyerek feryad eder. O anda denizin içinden bir ateş çıkarak geminin içinde kadından başka kim varsa yakar, kömür hâline getirir. Rüzgâr da gemiyi bir kıyı şehrine sürükler. Kadın, erkek elbisesi giyerek kıyıya çıkar. Gemideki malları şehrin hükümdarına teslim eder. Kendisi için şehirde bir ibâdet mekânı ister. Kadın günlerini bu hücrede ibâdetle geçirir, hastalar için dua eder, onları iyileştirir. Şehrin hükümdarı zâhid olarak bildiği kadını kendine veliahd tâyin eder.

Erkek kılığındaki kadın, evleneceği eşi seçme bahanesiyle şehrin kadınlarını toplar, peçesini açıp yüzünü göstererek onlardan yardım ister. Kadınlar kocalarına kadının faziletlerini anlatırlar. Tahta, kadının seçtiği kişi geçer. Öte yandan kadının kocası hacdan döndüğünde küçük kardeşini kör ve felçli bulur. Kardeşi, karısının bir sipahiyle zinâ ettiği için taşlandığını söyler. Adam karısının ihanetine ve ölümüne çok üzülür. Kardeşini, gözlerinin açılması ve yürüyebilmesi için, ününü duyduğu zâhid kadına götürmek üzere yola çıkar. Yollarının üzerindeki Arabın evinde konaklarlar. Arabın da kötürüm bir kölesi vardır. Arap kölesini alarak onlara katılır. Yollarının geçtiği bir köyde konakladıkları yerin sahibi olan kötürüm ve kör genci de yanlarına alarak yollarına devam ederler.

Zâhid kadının önüne geldiklerinde kadın, kocasını ve onun yanındakileri tanır. Peçesini açmadan onları sorgular, iyileşmeleri için her üçünün de günahlarını itiraf etmelerini ister. İtiraf etmezlerse asla iyileşemeyeceklerini söyler. Suçlular önce direnirlerse de yaptıklarını anlatmak zorunda kalırlar. Kadın dualarıyla onları iyileştirir. Sonra kocasına yüzündeki peçeyi açar. Kendini tanıtır. Adam beklemediği bu güzel olay karşısında kendinden geçer bayılır. Ayıldığında karısına kavuştuğu için Tanrıya şükür eder.




zenci kölenin kadına aşk teklifi: (İlâhî-nâme'den)
"Arabın bir zenci kölesi vardı. Bir yerdeydi, ansızın çıkageldi.
Kadının yüzünü görünce gönlünü kaptırdı. Gönlü ve canı yandı, bedeni de mahvoldu gitti.
Kadına "Ben geceyim sen de aya benziyorsun,
Neden benimle beraber olmayı istemezmisin?" dedi.
Köle beni mahrum ediyorsun ama sen beni bu dertten kurtarmadıkça benden kurtulamazsın
Köle ona pek kızdı. Sevgisiyle o haldeydi, şimdi bu hale döndü, ateş kesildi.
Bir gece kızgınlığından, kininden kalktı,arabının karısının güzle bir çocuğu vardı. Gidip o çocuğu beşikte kesti, öldürdü, Kanlı palayı da götürüp kadının yastığının altına koydu, gizledi."

2 okur dedi ki:

ilham perisi dedi ki...

Güzellik başa nasıl bela işte..Bu efsane ama gerçek hayatta güzel olan kadınlar hep tacize uğramıştır.Ama hangisi bu kadın kadar direnip temiz kalabilmiştir orası meçhul..
Çok beğendim güzeldi..

cananhanım dedi ki...

Gerçekten de ben de aynen senin gibi düşünüyorum ilhamperisi. Demek ki kadın o kadar belayı güzel olduğu için aldı. Ama insanın (erkeğin) nefsi zayıf kalsın, kadın güzel olmasa da aynı kötülükleri yapardı. Elbette direnme gücünü her kadın bulabilir miydi orası da meçhul. Dramatik ama hep duyduğumuz bir hikaye. Diğer dünyada recm edilen kadınların günahını kim üstlenecek çok merak ediyorum doğrusu.

Yorum Gönder