Tarih boyunca insanoğlu çeşitli takvimler geliştirmiştir. kimi ayın hareketini kimi güneşin hareketlerine göre takvim belirlemiştir Takvimlerin başlangıcı genelde dini anlamlara göre belirlenmiştir. Günümüzde tüm dünyada kullanılan ve miladi takvim olarak bildiğimiz takvimin başlangıcı hristiyanlık dünyasında Hz İsa'nın doğum günü kabul edilmiştir aynı şekilde musevilerin inancına göre ilk yaratılış gününü başlangıç sayılmıştır. müslümanlarda Hz. Peygamberin mekkeden medineye hicretini başlangıç olarak dikkate alan takvimleri kullanmıştır.
Türklerin ilk kullandığı takvim 12 hayvanlı takvimdir ve hala da bazı türk boylarında kullanılmaktadır. 12 hayvanlı türk takviminde senenin başlangıcı 21 mart yani nevruzdur.
12 hayvanlı takvimin özelliği her yılın bir hayvan adıyla anılmasıdır ve takvim kendini 12 yılda tamamlamaktadır. Türkler insan karakterinde hayvanların etkili olduğuna inanıyorlardı hangi hayvan yılında doğduğuna göre kişinin karakteri gelişiyordu 12 hayvanlı takvimde ki yılların adı şu şekildedir
1- ÇIÇKAN CILI (Sıçan Yılı)
2- UY CILI (Sığır Yılı):
3- COLBORS CILI (Bars/Pars Yılı)
4- QOYON CILI (Tavşan Yılı)
5- ULUU CILI (Balık Yılı)
6- CILAN CILI (Yılan Yılı)
7- CILKI CILI (At Yılı)
8- QOY CILI
9- MEÇİN/MAYMIL CILI (Maymun Yılı)
10- TOOK CILI (Tavuk Yılı)
11- İT CILI (İt Yılı)
12- DOÑUZ CILI / QARA KİYİK CILI (Domuz Yılı)
hangi hayvan yılında doğduğunuzu kolayca hesaplayabilirsiniz
örn 1992 yılında doğduğunuzu varsayalım doğum tarihinize 9 ekliyorsunuz bulduğunuz sayıyı 12 böldüğünüzde kalan artık sayı size hangi hayvan yılında doğduğunuzu veriyor
1992+9=2001
2001/12= artık sayı 9 yani MEÇİN/MAYMIL CILI (Maymun Yılı)
başka bir örnek verelim
1995+9=2004
2004/12= tam bölündüğünden DOÑUZ CILI / QARA KİYİK CILI (Domuz Yılı)
son bir örnek
1987+9=1996
1996/12= 4 kalan verir yani QOYON CILI (Tavşan Yılı)
aşağıda bu hayvan yıllarını ve özelliklerini okuyabilirsiniz.
ama öncelikle 12 hayvan takvimi ile ilgili olarak anlatılan efsaneleri sizinle paylaşmak istiyorum.
Kaşgarlı Mahmud, Divanü Lugât’i-t-Türk’te Türklerin bu yılların her birinde hikmet var sanarak onunla fal tuttuklarını, uğur saydıklarını belirtir. Verdiği bilgilere göre “ud yılı, savaşların çok olduğu bir yıldır. Takagu yılında yiyecek çok olur, ancak insanlar arasında kargaşa olurmuş. Timsah yılı girdiğinde yağmur çok yağar, bolluk olurmuş. Domuz yılında kar ve soğuk çok olurmuş. Yani böylece Türkler her yıl bir şey olacağına inanırlarmış.”
Kaşgarlı, 12 Hayvanlı Türk takviminin ortaya çıkışı hakkındaki Uygur rivayetini de şöyle vermektedir: “Türk hakanlarından birisi kendi idaresinden birkaç yıl önce yapılmış olan bir savaş hakkında bilgi almak ister. Ancak danışmanları o savaşın yapıldığı yıl hususunda yanılırlar. Bunun üzerine Hakan, kendilerinin bu tarihte nasıl yanıldılarsa, daha sonra geleceklerin de yanılabileceklerini, bu sebeple göğün 12 burcu ve 12 ay sayısınca her yıla birer ad konulmasını ister. Hakanın teklifi kurultayca benimsenir. Daha sonra bir sürek avına çıkılır. Hakan, hayvanların Ilısu’ya doğru sürülmesini ve sıkıştırılmasını emreder. Av bu şekilde devam eder. Bu sırada bazı hayvanlar suya atlayarak karşı sahile çıkmaya çalışırlar. On iki hayvan bunu başarır Böylece karşıya geçen hayvanların adını sırasıyla her bir yıla ad olarak verirler. Bu hayvanlardanbirincisi sıçan (sıçgan) imiş. İlk geçen bu hayvan olduğu için senenin başı bu adla anılmıştır.”
Türkmenler arasındaki rivayet:
“Eskiden hayvanlar arasında “Kim yılı önce görürse, onun adı yıl adlarının ilki olsun” şeklinde bir şart öne sürülmüş. Bunu duyan deve “Ben hayvanların hepsinden
uzun ve iriyim, bu yüzden de yılı ilk ben görürüm, adım da yıl adlarının birincisi olur.” diye kibirlenmiş. Ama yılın görüleceği sıralarda sıçan devenin hörgücüne çıkıp deveden önce yılı görmüş. Yıl adlarının ilkine de onun adı verilmiş. Deve buna çok sinirlenip sıçana saldırmış. Sıçan kuma (başka rivayette küle) girip saklanmış. Devenin hala kül görünce oturup ağnaması taa o zamanki düşmanlıktan kalmadır”, derler.
Kazak Türklerindeki rivayet de hemen hemen aynıdır.
Bu efsanenin Buryat-Moğollar arasında anlatılan şeklini, Kazak SSR Ilımlar Akademiyası üyesi A. Maşanov şöyle yazıyor:
“Sıçanla deve “Günü kim önce görecek?” diye çekişiyorlar. Deve sıçana bakıp: “ Senin boyun benim kirpiğim kadar bile değil, sana göre ben yatan bir dağ gibiyim.” diye
kibirlenmiş. Sıçan da:”Boyuna güvenme, aklına güven!” demiş. Deve gece boyunca gözünü kırpmadan doğuya bakmış. Sıçan ise devenin hörgücüne çıkıp batıya doğru bakmış. Çünkü o güneş doğunca ışığının batıdaki dağlara düşeceğini biliyormuş. Böylece güneşin doğuşunu ilk olarak sıçan görmüş. Bunun üzerine Buryat-Moğollar gece yarısından sonra başlayan ilk saate “sıçan saati”; ilk aya “sıçan ayı”, ilk yıla da “sıçan yılı” demişler
12 hayvan takvimine göre insanları doğdukları yıla göre kişilik analizleri
ÇIÇKAN CILI (Sıçan Yılı): Bu yıl, Yan grubuna girer. Bu yılda doğanlar eşine az rastlanan hareketli insanlardır. Konuşmalarıyla başkalarının takdirini üzerlerine çekebilirler. Yüzlerce kilometrelik uzaklıktaki bir olaydan anında haberdar olurlar. İşleri yolunda gider ve sezgileri güçlüdür. Uykuyu her zaman çok severler. Bazen gece vakti kalkıp uykularını açıp oturmayı da severler. Belirsiz işleri araştırma, sonucunu tahmin etme gibi meraklara sahiptirler. Güçlerini sınayacakları olaylara karışmaktan çekinmezler, tam tersine bundan zevk alırlar. Ellerinden gelmeyecek işlere de girişirler. Onlardan iyi ve inançlı bir dost olur. Kötü işlerden kaçmaya gayret ederler.Gece doğanlar gündüz doğanlara nazaran daha çeviktirler. Gündüz dünyaya gelenler ise çok pasaklı ve pısırık olurlar
UY CILI (Sığır Yılı): Bu da Yan grubuna girer. Bu yılda dünyaya gelen erkekler, bayanlara karşı her zaman nazik olur ve onlara değer verirler. Bu yılda doğanlardan bazıları kalabalıktan uzak durmayı severler. Eğer mecburen kalabalık arasında bulunurlarsa da saygı ve hürmetlerini kendileri yaratmayı bildikleri gibi korumayı da bilirler. Akıllı ve bilinçlidirler. Bir konu hakkında doğru ve akılcı düşünebilme kabiliyetine ve becerisine sahiptirler. Bahtlı bir ömür sürerler. Bu yılda doğan kızlar, hanımlık tabiatına daha fazla sahiptir. Bahtlı bir hayat sürerler. Hastalıklı olsalar da uzun yaşarlar. Sığır ağır tabiatlı olduğu için bu yılda doğanlar da ağırbaşlı, geçmişi hatırlayıp dersler çıkarabilen ve hayat tecrübelerini göz önünde bulundurarak iş gören insanlardır.
COLBORS CILI (Bars/Pars Yılı): Bu yıl Yang grubuna girer. Bu yıl doğanlarda bahadırlık, ışık, sıcak kanlılık, çekinmeme gibi özellikler bulunmaktadır. Güçlü, kuvvetli, gayretli ve askerlik tabiatına daha uygun kişilerdir. Sertlikleri ve hükmedici tavırlarıyla çok çabuk fark edilirler. Bazıları kavgacıdır. Bu yıl doğan kadınlar, genellikle erkeklerin söylediklerini inatlaşarak veya nazlanarak yaparlar. Tam olarak da yerine getirmezler. Gençleri pars gibi çeviktir. Bu özellikleriyle de kötü olaylardan, hırsızlık vs. gibi kötü durumlardan ustalıkla kurtulurlar. Bu yılda doğanlar, yaptıkları her tür işi hiç saklamadan açıkça yaparlar. Çevresindekileri bu özellikleriyle sürekli şaşırtırlar. Bu sebeple onlara genellikle hürmet gösterilir. Eski Çin ata sözünde “Parsın gözü ejderhaya düşse, ejderha ortasından yarılır.” denmektedir. Bunun yanında bu yılda doğanlar yaptıklarından genellikle ve sık sık pişmanlık duyarlar. Pişmanlıkları çoktur.
QOYON CILI (Tavşan Yılı): Yan grubuna girer. Bu yılda doğanların sezgileri güçlüdür. Parlak bakışlara sahiptirler. Çok merhametlidirler. Tavşan tabiat olarak korkak bir canlıdır. Korktuğunda hızla kaçar. Bu yılda doğanlar da, bu özelliği kendilerinde taşırlar. Geleceği belli olmayan, sonu tahmin edilemeyen işleri seçerler. Kendileri de yollarını bulamazlar. Dışarıdan bakanlar, asıl amaçlarının ne olduğunu çabuk anlarlar. Toplum içindeki büyük işlerden uzakta dururlar. Kavgadan hoşlanmazlar. Hayatta genellikle orta yol tutar, bu şekilde yaşarlar. Onların içinden ne zengin ne de fakir çıkar. Ne çok iyi ne de çok kötü olurlar.
ULUU CILI (Balık Yılı): Herhangi bir konuda yapılacak olan değişiklikler konusunda yapıcı güç ve kuvvet olarak karşımıza balık insanları çıkar. Bu yıl, bahtlı yıllardandır. Bu yılda doğanların malı mülkü çok olur. Alınları açık, parlaktır, uzun ömürlü olurlar. Küçük de olsalar büyük de olsalar bu yıldadoğanlar, kendilerinde hüküm vermeyi çok severler. Başkalarının işlerine karışmayı sevmezler.
CILAN CILI (Yılan Yılı): Balık gibi bahtlı yıllardan sayılır. Yılan yılı Yang grubuna girer. Bu sebeple de güç, kuvvet ve yiğitlik özelliklerine sahiptir. Eski Çin’de yılanlara ait özel tapınaklar da varmış. Yine de yılan, ihanet etme özelliği ile çok fazla hoş görülmez. Yılan yılında doğanlar diğer insanlardan saygı ve hürmet görürler. Çevrelerindekiler biraz da korktukları için onlara saygı gösterirler. Yılan yılında doğan erkekler bahtlıdırlar. Kızlar ise zorluklar ve mücadelelerle dolu bir hayat yaşarlar. Ayrıca dik kafalı olmalarıyla bilinirler. Bazı kötü kabul edilen işleri yapmaktan hoşlanırlar. Hatta suç sayılan işleri yapmaktan zevk bile alırlar. Bunun yanında vakur ve heybetli olurlar. Birçoğu güzel, boylu poslu olsalar da cana yakın değillerdir, merhamet duygusundan da yoksundurlar. Bu yılda doğanlar ağır sınavları başarmakta oldukça iyidirler, belalara da asla doğrudan karışmazlar.
CILKI CILI (At Yılı): At yılı güç kuvveti temsil eden Yang grubuna girer. Bu yılda doğanlar güçlüdürler, işlerini kendilerine inanarak ve güvenerek yaparlar. Yaşıtları arasında işlerini hızlı ve güzel yapmalarıyla dikkat çekerler. Hareketli olmaları da diğer özellikleridir. Hayatları hep hareket ve çalışma ile doludur. Gündüz doğanlar aceleci, koşuşturarak iş yapan hayatlarını bu şekilde geçiren insanlardır. Gece doğanlar ise rahat ve zevkine daha düşkündürler. At yılında doğanlar ipek, vs. gibi pahalı ve kıymetli giysileri vs.yi hiç acımadan alırlar. Bu tür şeylerden hoşlanırlar. Hayat yoldaşlarıyla hareketli ve hızlı olmaları açısından daha kolay iletişim kurar ve iyi anlaşırlar. Onlar, diğer insanların değerlendirmelerine göre bahtlıdırlar.
QOY CILI (Koyun Yılı): Koyun yılında doğanların en güçlü yaşadıkları duygu, sevgidir.
Sezgileri de güçlüdür. Yakınlarına her zaman saygı ve hürmet çerçevesinde davranırlar. Kendi fikirlerini ve bakış açılarını kendilerine düstur edinerek yaşarlar. Yalnızlığı sevmezler. Kendilerini övmekten hoşlanırlar, patırtı gürültüyü biraz severler, üst makam ve mevkilerde olmaktan hoşlanırlar. Sözleri dürüsttür, söyledikleri de yerindedir. Bir konuda tam karar vermeden adım atmazlar. İyi özellikleriyle dikkatleri üzerlerine çekerler. Bunun yanında hareketli ve yiğit tavırlı olmalarıyla da tanınırlar. Yaşlandıklarında da soğukkanlı birer kişi olurlar.
MEÇİN/MAYMIL CILI (Maymun Yılı): Maymun yılı Yan ve Yang gruplarının karışımından
ortaya çıkmıştır demek yanlış olmaz. Bu grupta yer doğanlar eğlencelerini kendileri yaratırlar. Ve sadece kendi eğlencelerinden zevk alırlar. Bu yılda doğan erkekler ileri görüşlü, sokulgan, biraz kurnaz, hemen öfkelenen, güçlü kişilerdir. Amaçlarını akılcı bir şekilde zekâlarıyla birleştirerek uygulamaya koyarlar. Kadınlar ise çeviklikleriyle dikkati çekerler.
TOOK CILI (Tavuk Yılı): Geçmişten gelen adetlere göre tavuk yılı, isyan yıllarıdır. Bu yılda doğanlar karşı cinstekilere ustaca tuzaklar hazırlarlar. Bunu kendileri için değil becerilerini ve ustalıklarını göstermek için yaparlar. Eli sıkı insanlardır, fakat gayretli ve güçlü kuvvetli olmalarıyla da dikkati çekerler. Onlardan fazla cömertlik beklememek gerek. Fakat, onlardan çok uzaklaşmak da gerekli değildir. Kötü iş yapmaya karşı kendilerini engelleyebilirler, her yerde güç ve kuvvet kullanmaktan imtina ederler. Erkekleri gururlu olmalarına rağmen saygı ve hürmette kusur etmezler. Edep, ahlak, kanun ve kurallar bu gruptakilerin hoşlandıkları terimlerdir.
İT CILI (İt Yılı): Bu grup da Yan grubuna girer. Bu yılda dünyaya gelenlerin sezgileri çok kuvvetlidir. Kuvvetli ve ihtiyatlı insanlardır. Bu sebeple hem kendilerine hem de başkalarına karşı tenkitçi bir gözle yaklaşırlar. Güç kuvvet, zenginlik gibi akımlardan her zaman haberdardırlar. Gece doğanlar çevrelerinde ne olup bitiyorsa bıkıp usanmadan bunlara dikkat ederler. Nerede olurlarsa olsunlar kötü işlere, kavgaya hırsızlığa, vs. izin vermezler. Gündüz doğanlar ise biraz pasaklı ve obur oluşlarıyla farklıdırlar. Bu yılda doğanlar, akıllı, hafızası güçlü ve kendinden emindirler. Dostlarını gerekirse kıyamete kadar beklerler, onlar için kendilerini kurban ederler.
DOÑUZ CILI / QARA KİYİK CILI (Domuz Yılı): Bu yılda doğanlar övünmeyi severler. Yan
grubuna girerler. Yang grubunun özelliklerinden de çok uzak değildirler. Rahatı, sessizliği ve temizliği severler. Kötü işlerden korkarlar. Bu tür işlerle karşılaştıklarında kötülüğün önünü keser, engellemeye çalışırlar.
Bu gruptakiler, çok gösterişli olmasa da lezzetli ve güzel yemekleri severler. Bayanları, edeplidirler, iyi terbiye almışlardır.
Çin’de domuz hakkında birçok batıl inanç ve itikat devam etmektedir. Onlarda domuz rüyaya girerse iyiliğe yorulur. Bir barikatın önüne gelen domuz buraya başını diremezse o ordu yenilirmiş. Domuz beslenmeyen köyler kutsal sayılmazmış.
Domuz ve maymun hem en iyi hem de en kötü hayvanlar grubunda sayılıyor. Rivayetlere
bakıldığında bu müçellerde doğanlar, biraz telaşlı, biraz kavgacı, bazen uzlaşmacı ve çabuk uyum sağlayıcıdırlar.
12 Hayvanlı Türk takvimi hakkında daha fazla bilgiyi Nergis Biray'ın bu çalışmasından bulabilirsiniz (pdf formatındadır pc'nizde Acrobat Reader yüklü ise sağ tıklayıp farklı kaydet yapabilirsiniz )
Hayvanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hayvanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ejderha Kadın - Kırgız Halk Masalı
Blogumuzda birbirinden güzel Efsane , destan, mitolojik öyküler bulunmakta bunlara zaman zaman masalları da eklemeye çalışıyoruz. Genellikle İlk kez duyduğunuzu düşündüğümüz öykü, efsane, destan, masallara yer vermeye çalışıyoruz. Blogumuzda bulunan efsanelerin, destanların, masalların kaynağı genellikle anadolu ve Türk dünyasıdır. Tek bir blogda birbirinden güzel kültürümüzün öğelerini sizlere internet çöplüğünde kolayca bulabilmenizi sağlıyor isek ne mutlu bize
EJDERHA KADIN
Evvelki bir doğancı başı Han yiğitleri ile kuş avlarken, kuş uçarak kaçar. Hanın bir yiğidi peşinden gider ve bulamadan tekrar döner. "Han'ım ilginç, ben kuşu kovalarken, yolumda büyük bir taşın dibinde ay dersem arksız, güneş dersem görksüz bir güzel kız duruyordu. Selam vermeye gidiyim diye güzelliğinden heyecanlanıp yanına yaklaşamadım" der yiğit.
Han bu haberi duyar duymaz o yere gelir ve yiğitin dediği gibi dünyada onun gibisi yok güzel bir kız duruyordu.
"Hangi taraftan, hangi halktan gelen güzelsin?" diye sorar Han. Güzel gülümseyerek: "Güneş çıktığı taraftan, kendime uygun mutlu bir koca bulabilecekmiyim diyerek çukurları aşarak, yerleri dolaşarak gelmekteyim" der. "Öyleyse ben bir halkın Han'ıyım, beğendiysen bana gel" -der. Güzel bir az düşünerek: "Ben sizinle evleneceğim, fakat tek bir şartım var. Benim oturduğum evde sadece siz olacaksınız. Başka insanların gelmelerini yasaklarız. "Güzellin isteklerini yerine getirmeyeceksem vazgeçer mi? diyerek Han razı olur. Daha sonra kızı ata bindirerek şehrine doğru gider. Han şan-şöhretle büyük düğün yapar, karısını önemser ve istediği koşullarının tamamını yerine getirir. Aradan günler geçer ve Han gittikçe sıkılmaya başlar. Kanı azalarak zayıflar ve sadece kemikleri kalır. Hanın ordusuna can değil, kuş bile uçmaz. O zamanlar da padişah "hastalanmaktayım" diye tabip çığırtır. Adem adlı tabip hanın karısı bulunduğu orduya gelir ve "ne varmış" diye ordunun yarıp akan suyundan göl yaparak akan ejderhayı görür. Tabip kalbini durdurup, "Daha ne olacakmış" diyerek, bakar. Bir anda ejderha çok güzel olarak, süzülmüşçesine evine doğru gider. Adem tabip hanın hastalığı neden kaynaklandığını anlar. Tekrar hana gider: "Evinden bakacağım" diye tabipliğin her kurallıyla hanın sağlığını hiç acile etmeden kontrolden geçirir. Hanın karısı ise sırını hiç bozmadan süzülerek oturur.
"Derdim neymiş" diye sorar padişah. "Derdiniz yok,sağlığınız gayet güzel, sadece doğancı başçılığı bırakmışsınız,yiğitlerinizi alarak bir az eğlenirseniz yerine gelir" diye tabip hiçbir şey tatmadan saygı duymuşçasına gider.
Han ertesi gün kuşunu kondurup, yiğitlerini alarak çıkar. Tekrar dönerken yolunda tabibin durduğunu görür. Han dönerek selam verir: "Hanım, dün derdinizi bulmuşken, karınızdan çekindiğim için söyleyemedim. O güzel bir kız değil, ejderhaymış" diye olan olayı hana anlatır. "Onun ejderha olduğunu kendi gözümle gördüğüm halde inanırım" der Han. "Olur" der tabip. ilk önce, diri bir bıldırcın alarak evinize girin, girer girmez can verir, nedeni ise o hayvanların ilk sakini, görür görmez korkudan ölür. ikinci olarak, akar suyu kapatın ve başka bir yöne döndürün! Akşamleyin ise tuzlu güzel bir yemek yaptırın ve istemediniz halde de, zorla yiyin? Evinize hiç bir şeye su doldurtmayın, sonra uyuyormuş gibi bakarak yatın. Ondan sonra öğrenirsiniz Hanım. Ondan sonraki durumu kendim bulurum" der tabip.
Söylediği gibi evine han, diri bıldırcın aldırtarak karısına gösterdi ve kadın eline aldığında bıldırcın hiç kıpırdamadan can verir. Han "Kuştan korkmuştur" diyerek hiç belli ettirmez.
Birkaç gün geçince han ikinci oyunu oynar. Geceyarısı han uyuyormuş gibi yatar, yataktan ejderhanın kafası çıkar. Kuyruk tarafı hanın bünyesine dokunur. Susayan ejderha süzülerek her hangi bir mutfak eşyasından su aramaya başlar. Fakat su bulamaz ve çaresizkalan ejderha tekrar toparlanarak önceki durumuna döner: "Evde su yokmuş, nehirden su getire bilirmisin" diye, hanı uyandırır. Han özene giderek: "Orada su yokmuş" diye boş döner. O anda sabah da olur. Kadının rahatı kaçar.
Han ordusuna gider ve bütün gördüklerini tüm yiğitlerine anlatır. Nehir suyunu kapattırarak uzaktan bakar. Bu sırada karısı etrafını dikkatlice bakarak suyu açar ve ejderha olarak suyu doyuncaya kadar içer.
Han Adem tabibi hemen bulmalarını ister ve ejderhayı nasıl yok etmenin sırını sorar: "Padişahım, şimdi bunun 80 günlük yaşı kaldı, ondan sonra gerçek ejderha olur. O zamana kadar yok edilmediği halde tüm şehri yok eder. Buna demirden, penceresi yok ev yaparak, kandırarak sokarak kapısını kapatıp, etrafını odunlarla çevirip ateşe vermek gerekir. Başka çaremiz yok, yemeğine zehir katarak verdiğimizde siz yemeden ağzına bile almaz. Sen hiç şüphe uyandırmadan önceden nasılsanız öyle devam ediniz" der tabip.
Han bir haftanın içerisinde ustalara demirden ev yaptırır. Han karısını alır ve yaptırdığı eve götürür. Karısı eve girer girmez, kapı şah diye kapanarak kilitlenir. Hazır olan ustalar ses çıkartarak her tarafı ateşe verir ve demir evin içinden kulak beyini çatlatan ejderhanın sesi çıkar. Ertesi gün açıp baktıklarında ev dolu ejderhanın külü kalır. Halkı azaptan kurtaran, Adem tabibe, padişah saraydan yer verir ve ordu kişisi olarak alır. Halk mesut, yer mesut, çıkarlı ejderhadan kurtulan han önceki durumuna gelir ve sağ-selamet halkını kötülerden koruyarak bir çok yıl ömür sürdürür.
Gaziantep Efsaneleri- Bir Hayvana Dönüşmek Suretiyle Şekil Değiştirme
Gaziantep'te şekil değiştirme motifinin bulunduğunu görmekteyiz. Zor durumdan kurtulma dileği ya da cezalandırma amacıyla gördüğümüz şekil değişiklikleri, insandan ayıya, kuşa, kekliğe, kaplumbağaya ve şempanzeye dönüşmek şeklinde gerçekleşmektedir. Bu tür efsanelere geçmeden önce motifleri bakımından farklı özellikler arz eden Bir Güvercin Avı(8) adlı efsaneyi ayrıca incelemek istiyorum. Efsane şöyledir:
1- Avcının biri bir ağaçtaki güvercini vurmak için üç defa nişan alır.
2- Her seferinde ağaçtaki güvercin insan olarak şekillendiğinden vazgeçer.
3- Hayal gördüğünü zannederek dördüncü defa da tetiği çeker, ancak hemen bayılır.
4- Avcıya nefes etmesi için Gazali 'ye götürürler.
5- Yolda ayılan adamı karşısında gören Gazali, göğsünü açarak, "Bak beni ne hale koydun," der.
Gaziantep'te avcılar güvercinleri avlamaz, onları Gazali'nin koruduğuna inanırlarmış. Gazali'nin Gaziantep'te yaşamış olduğuna dair gerek yazılı kaynaklarda, gerekse halk arasında bilgi ve rivayetler mevcuttur. Türbesinin de Antep kalesinin burçlarının birinin içinde kapıya inen yolun hemen başladığı yerde bulunduğu söylenmektedir. Kayacık Semtinde Gazali sokağı, Yazıcık semtinde vaktiyle bulunan Hamam Gazal ve benzeri bilgiler de Gazali'nin Gaziantep'te yaşadığı rivayetini kuvvetlendirmektedir. Bu efsaneden anlaşıldığına göre Gazali, istediği zaman insan, istediği zaman güvercin kılığına girebilmektedir. Bu efsanedeki şekil değiştirme motifinde bir süreklilik yoktur. Halbuki efsanelerdeki şekil değiştirme motifinde süreklilik vardır. Efsane bu yönüyle masal motifi taşımaktadır. Masallardaki şekil değiştirme motifinde süreklilik bulunmaz. Masal kahramanı diyelim ki kuşa dönüşebiliyorsa kimi zaman kuş, kimi zaman insan olarak karşımıza çıkabilir. Veya hangi şekle dönüşebiliyorsa dilediğinde insan olarak ortaya çıkabilir. Bu şekildeki şekil değiştirme motifi tespit ettiğim bir çok Gaziantep masalında da mevcuttu. Şekil değiştirme motifinin bulunduğu diğer efsanelerdeki şekil değiştirme sebebi bu efsanede görülmez; burada bir keramet söz konusudur. Şekil değiştirme, bir din büyüğünün kerameti olarak gerçekleşmektedir.
Efsane kahramanının keramet sebebiyle dilediği kılığa girebildiği bir başka Gaziantep efsanesi de bir başka ermiş kişi için , Hacı baba için anlatılan efsanedir. Gaziantep halkının adak ve ziyaret yeri olarak da gittiği, Hacı Baba semtinde bir türbesi bulunan Hacı Baba (9) ile ilgili efsaneye göre de Hacı Baba çirkin, üstü başı yırtık bir kişi iken bir pencerede görerek aşık olduğu kızın kendisiyle alay etmesi üzerine keramet göstererek, önce kentin sönen ışıklarını ağzından çıkan bir kıvılcımla yakar, sonra da silkinerek çok yakışıklı bir delikanlıya dönüşür.
Gaziantep'te hayvanlar için anlatılan efsanelerde görülen şekil değiştirme şu sebeplerle gerçekleşmektedir:
A. Kötü huylar (yalan ve hile)
B. Utanılacak veya güç bir durumdan kurtulma.
A. Kötü Huylar: Bu efsanelerde efsanedeki hayvan vaktiyle insandır ve kötü bir davranışı üzerine hayvana dönüştürülerek cezalandırılır. Biçim ve özelliğinde o kötü huyunu çağrıştıracak bir hususiyet taşır.
Şempanze
a. Şempanze vaktiyle boyacılık eden bir insandır.
b. Yalan söylediği için Allah'ın öfkesine uğrayıp şadıya (şempanzeye) dönüşür.
c. Bu arada kırmızı boyalı elini arkasına sürdüğü için arkası o rengi alır.
Kaplumbağa (tosbağa)
a. Kaplumbağa Arasa' da alım satımda çalışmaktadır.
b. Tahıl ölçerken hile yaptığı için ölçeği başına geçmiş ve kaplumbağaya dönüşmüştür.
Kaplumbağa ile ilgili olarak Kahramanaraşlı bir hanımdan dinlediğim bir efsane şöyledir : Kaplumbağa vaktiyle genç bir gelinmiş. Bu gelinin hırsızlık yapmak gibi kötü bir huyu varmış. Bir gün evden hırsızlayıp çalmak için çelikle buğday ölçüyormuş. O esnada kayın pederi görmüş. Gelin çok utanmış. Utancından ve saklanma isteğinden çeliği başına geçirmiş ve kaplumbağaya dönüşmüş. (12)Efsanenin Gaziantep ve Kahraman Maraş varyantlarında kötü bir huy dolayısıyla cezalandırılma söz konusudur. Her iki varyantta da kaplumbağanın şekline uygun olarak bir ölçü aletiyle yapılan eylem söz konusudur.
Keklik
a. Kafirlerin elinden kaçarak bir kavağa saklanan Hz. Ali'yi keklik görerek haber verir.
b. Kafirler Hz. Ali'yi bulup yaralarlar, keklik de kanından içer.
c. Allah, bir insan olan kekliği kuşa çevirerek cezalandırır. Cezalandırılma sebebiyle kuşa dönüştürülmede genel olarak kuşlar daha az, diğer hayvanlar daha fazladır. İnsan asıllı kuş efsanelerinin pek çoğunda, kuş olup uçma bir kurtuluş yolu olarak karşımıza çıkar. Belki de insan, gökleri bir uçtan bir uca fethe çıkabilen kuşlara gizliden gizliye bir imrenme duyduğu içindir.
B. Utanılacak Bir hal veya Güç Bir Durumdan Kurtulma : Bu tür efsanelerde efsane kahramanı utanç verici bir durumdan kurtulmak için şekil değiştirmeye razı olur veya zor bir durumdan bir hayvana dönüşerek kurtulur. Bu durum kimi zaman efsane kahramanının dileği sonucu gerçekleşirken kimi zaman da böyle bir dilek bulunmaz.
1- Kendi duası ile şekil değiştirme:
Ayı
a. Ayı aş ermekte olan hamile bir kurt gelini imiş.
b. Canı kebap ister, ölen bir katırın etini kebap edip yerken kayın pederi tarafından görülür.
c. Utancından hayvan olmayı diler, ayı olup dağa çıkar.
Tavşan
a. Tavşan vaktiyle eşekmiş. İnsanların elinden eziyet çektiği için "Allah'ım ne olur beni bu halden kurtar" diye dua etmiş.
b. Duası üzerine tavşana dönüştürülmüş. Kulaklarının uzunluğu ve etinin ötürüğü bundanmış.
2- Herhangi bir dilekte bulunmadan şekil değiştirme
İbibik
a. Genç bir gelin olan ibibik aynanın karşısında saçını tararken kayın pederi tarafından görülür. Çok utanır.
b. Allah da onu ibibik kuşu yapar. Başındaki kepez o tarağı imiş.
Ayı ve tavşan ile ilgili efsanelerde utanılacak durumdan veya eziyetten kurtulmak için efsane kahramanlarının şekil değiştirmek istediklerini bu dileğin gerçekleştiğini görmekteyiz. İbibik kuşu ile ilgili efsanede gelinin bir dileği olup olmadığı kayıtlı değildir. Sadece çok utandığı belirtilmektedir. Hayvanlarla ilgili şekil değiştirme motifinin söz konusu olduğu bu efsanelerde efsane kahramanı insandan hayvana dönüşürken tavşanda farklı bir durum vardır, burada hayvandan hayvana dönüşmek söz konusudur.
Gaziantep efsanelerinde gördüğümüz herhangi bir hayvana dönüşmek suretiyle gerçekleşen şekil değişiklikleri Anadolu'da ve Türk dünyasında rastladığımız benzerleriyle paralellikler gösterir. Sivas'ta taranırken kayın pederi tarafından görülen gelinin kuş olmak istemesi, Azerbaycan'da başını yıkarken kayınpederi tarafından görülen gelinin kuş veya taş olmayı istemesi örneklerinde olduğu gibi. Efsanelerdeki olaylar, aile hayatı, toplumun değer yargıları, kişilerin toplum içerisinde aldıkları rollerle ilgili önemli ipuçları taşırlar. Bunu yukarıdaki efsanelerin kimilerinde net bir şekilde görmekteyiz. Yukarıdaki ibibik kuşu ve ayı ile ilgili efsanelerde utanma üzerine şekil değiştiren taze gelinin, bu durum, yaşı ve aile içindeki rolüyle yakından bağlantılıdır. İşte efsanenin mantığı...Gaziantep efsanelerinde bir hayvana dönüşmek suretiyle görülen şekil değişiklikleri tek şekle dönüşmek şeklindedir . İncelediğim bu efsanelerde birbirine bağlı şekil değişiklikleri söz konusu değildir. Gaziantep'te hayvanlarla ilgili olarak anlatılan benim ulaşıp tespit edebildiğim efsaneler içerisinde şekil değiştirme motifine yer verenler bunlardır.
Gaziantep'te hayvanlarla ilgili olarak anlatılan daha pek çok efsane vardır. Yılan, serçe, kumru, yarasa, tavus kuşu gibi hayvanlarla ilgili olarak anlatılan bu efsaneler o hayvanların yaradılışları ve hususiyetleri bakımından açıklayıcı mahiyet taşımaktadırlar.
ilgili yazılar
Gaziantep Efsanelerinde Şekil Değiştirme Motifi Üstüne
Gaziantep Taş Kesilme Motifine Bağlı Efsaneler
Gaziantep- Herhangi Bir Tabiat Varlığına Dönüşme Efsaneleri
1- Avcının biri bir ağaçtaki güvercini vurmak için üç defa nişan alır.
2- Her seferinde ağaçtaki güvercin insan olarak şekillendiğinden vazgeçer.
3- Hayal gördüğünü zannederek dördüncü defa da tetiği çeker, ancak hemen bayılır.
4- Avcıya nefes etmesi için Gazali 'ye götürürler.
5- Yolda ayılan adamı karşısında gören Gazali, göğsünü açarak, "Bak beni ne hale koydun," der.
Gaziantep'te avcılar güvercinleri avlamaz, onları Gazali'nin koruduğuna inanırlarmış. Gazali'nin Gaziantep'te yaşamış olduğuna dair gerek yazılı kaynaklarda, gerekse halk arasında bilgi ve rivayetler mevcuttur. Türbesinin de Antep kalesinin burçlarının birinin içinde kapıya inen yolun hemen başladığı yerde bulunduğu söylenmektedir. Kayacık Semtinde Gazali sokağı, Yazıcık semtinde vaktiyle bulunan Hamam Gazal ve benzeri bilgiler de Gazali'nin Gaziantep'te yaşadığı rivayetini kuvvetlendirmektedir. Bu efsaneden anlaşıldığına göre Gazali, istediği zaman insan, istediği zaman güvercin kılığına girebilmektedir. Bu efsanedeki şekil değiştirme motifinde bir süreklilik yoktur. Halbuki efsanelerdeki şekil değiştirme motifinde süreklilik vardır. Efsane bu yönüyle masal motifi taşımaktadır. Masallardaki şekil değiştirme motifinde süreklilik bulunmaz. Masal kahramanı diyelim ki kuşa dönüşebiliyorsa kimi zaman kuş, kimi zaman insan olarak karşımıza çıkabilir. Veya hangi şekle dönüşebiliyorsa dilediğinde insan olarak ortaya çıkabilir. Bu şekildeki şekil değiştirme motifi tespit ettiğim bir çok Gaziantep masalında da mevcuttu. Şekil değiştirme motifinin bulunduğu diğer efsanelerdeki şekil değiştirme sebebi bu efsanede görülmez; burada bir keramet söz konusudur. Şekil değiştirme, bir din büyüğünün kerameti olarak gerçekleşmektedir.
Efsane kahramanının keramet sebebiyle dilediği kılığa girebildiği bir başka Gaziantep efsanesi de bir başka ermiş kişi için , Hacı baba için anlatılan efsanedir. Gaziantep halkının adak ve ziyaret yeri olarak da gittiği, Hacı Baba semtinde bir türbesi bulunan Hacı Baba (9) ile ilgili efsaneye göre de Hacı Baba çirkin, üstü başı yırtık bir kişi iken bir pencerede görerek aşık olduğu kızın kendisiyle alay etmesi üzerine keramet göstererek, önce kentin sönen ışıklarını ağzından çıkan bir kıvılcımla yakar, sonra da silkinerek çok yakışıklı bir delikanlıya dönüşür.
Gaziantep'te hayvanlar için anlatılan efsanelerde görülen şekil değiştirme şu sebeplerle gerçekleşmektedir:
A. Kötü huylar (yalan ve hile)
B. Utanılacak veya güç bir durumdan kurtulma.
A. Kötü Huylar: Bu efsanelerde efsanedeki hayvan vaktiyle insandır ve kötü bir davranışı üzerine hayvana dönüştürülerek cezalandırılır. Biçim ve özelliğinde o kötü huyunu çağrıştıracak bir hususiyet taşır.
Şempanze
a. Şempanze vaktiyle boyacılık eden bir insandır.
b. Yalan söylediği için Allah'ın öfkesine uğrayıp şadıya (şempanzeye) dönüşür.
c. Bu arada kırmızı boyalı elini arkasına sürdüğü için arkası o rengi alır.
Kaplumbağa (tosbağa)
a. Kaplumbağa Arasa' da alım satımda çalışmaktadır.
b. Tahıl ölçerken hile yaptığı için ölçeği başına geçmiş ve kaplumbağaya dönüşmüştür.
Kaplumbağa ile ilgili olarak Kahramanaraşlı bir hanımdan dinlediğim bir efsane şöyledir : Kaplumbağa vaktiyle genç bir gelinmiş. Bu gelinin hırsızlık yapmak gibi kötü bir huyu varmış. Bir gün evden hırsızlayıp çalmak için çelikle buğday ölçüyormuş. O esnada kayın pederi görmüş. Gelin çok utanmış. Utancından ve saklanma isteğinden çeliği başına geçirmiş ve kaplumbağaya dönüşmüş. (12)Efsanenin Gaziantep ve Kahraman Maraş varyantlarında kötü bir huy dolayısıyla cezalandırılma söz konusudur. Her iki varyantta da kaplumbağanın şekline uygun olarak bir ölçü aletiyle yapılan eylem söz konusudur.
Keklik
a. Kafirlerin elinden kaçarak bir kavağa saklanan Hz. Ali'yi keklik görerek haber verir.
b. Kafirler Hz. Ali'yi bulup yaralarlar, keklik de kanından içer.
c. Allah, bir insan olan kekliği kuşa çevirerek cezalandırır. Cezalandırılma sebebiyle kuşa dönüştürülmede genel olarak kuşlar daha az, diğer hayvanlar daha fazladır. İnsan asıllı kuş efsanelerinin pek çoğunda, kuş olup uçma bir kurtuluş yolu olarak karşımıza çıkar. Belki de insan, gökleri bir uçtan bir uca fethe çıkabilen kuşlara gizliden gizliye bir imrenme duyduğu içindir.
B. Utanılacak Bir hal veya Güç Bir Durumdan Kurtulma : Bu tür efsanelerde efsane kahramanı utanç verici bir durumdan kurtulmak için şekil değiştirmeye razı olur veya zor bir durumdan bir hayvana dönüşerek kurtulur. Bu durum kimi zaman efsane kahramanının dileği sonucu gerçekleşirken kimi zaman da böyle bir dilek bulunmaz.
1- Kendi duası ile şekil değiştirme:
Ayı
a. Ayı aş ermekte olan hamile bir kurt gelini imiş.
b. Canı kebap ister, ölen bir katırın etini kebap edip yerken kayın pederi tarafından görülür.
c. Utancından hayvan olmayı diler, ayı olup dağa çıkar.
Tavşan
a. Tavşan vaktiyle eşekmiş. İnsanların elinden eziyet çektiği için "Allah'ım ne olur beni bu halden kurtar" diye dua etmiş.
b. Duası üzerine tavşana dönüştürülmüş. Kulaklarının uzunluğu ve etinin ötürüğü bundanmış.
2- Herhangi bir dilekte bulunmadan şekil değiştirme
İbibik
a. Genç bir gelin olan ibibik aynanın karşısında saçını tararken kayın pederi tarafından görülür. Çok utanır.
b. Allah da onu ibibik kuşu yapar. Başındaki kepez o tarağı imiş.
Ayı ve tavşan ile ilgili efsanelerde utanılacak durumdan veya eziyetten kurtulmak için efsane kahramanlarının şekil değiştirmek istediklerini bu dileğin gerçekleştiğini görmekteyiz. İbibik kuşu ile ilgili efsanede gelinin bir dileği olup olmadığı kayıtlı değildir. Sadece çok utandığı belirtilmektedir. Hayvanlarla ilgili şekil değiştirme motifinin söz konusu olduğu bu efsanelerde efsane kahramanı insandan hayvana dönüşürken tavşanda farklı bir durum vardır, burada hayvandan hayvana dönüşmek söz konusudur.
Gaziantep efsanelerinde gördüğümüz herhangi bir hayvana dönüşmek suretiyle gerçekleşen şekil değişiklikleri Anadolu'da ve Türk dünyasında rastladığımız benzerleriyle paralellikler gösterir. Sivas'ta taranırken kayın pederi tarafından görülen gelinin kuş olmak istemesi, Azerbaycan'da başını yıkarken kayınpederi tarafından görülen gelinin kuş veya taş olmayı istemesi örneklerinde olduğu gibi. Efsanelerdeki olaylar, aile hayatı, toplumun değer yargıları, kişilerin toplum içerisinde aldıkları rollerle ilgili önemli ipuçları taşırlar. Bunu yukarıdaki efsanelerin kimilerinde net bir şekilde görmekteyiz. Yukarıdaki ibibik kuşu ve ayı ile ilgili efsanelerde utanma üzerine şekil değiştiren taze gelinin, bu durum, yaşı ve aile içindeki rolüyle yakından bağlantılıdır. İşte efsanenin mantığı...Gaziantep efsanelerinde bir hayvana dönüşmek suretiyle görülen şekil değişiklikleri tek şekle dönüşmek şeklindedir . İncelediğim bu efsanelerde birbirine bağlı şekil değişiklikleri söz konusu değildir. Gaziantep'te hayvanlarla ilgili olarak anlatılan benim ulaşıp tespit edebildiğim efsaneler içerisinde şekil değiştirme motifine yer verenler bunlardır.
Gaziantep'te hayvanlarla ilgili olarak anlatılan daha pek çok efsane vardır. Yılan, serçe, kumru, yarasa, tavus kuşu gibi hayvanlarla ilgili olarak anlatılan bu efsaneler o hayvanların yaradılışları ve hususiyetleri bakımından açıklayıcı mahiyet taşımaktadırlar.
ilgili yazılar
Gaziantep Efsanelerinde Şekil Değiştirme Motifi Üstüne
Gaziantep Taş Kesilme Motifine Bağlı Efsaneler
Gaziantep- Herhangi Bir Tabiat Varlığına Dönüşme Efsaneleri
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)