Kendi bölgesinde kız bulamayan Taştugay’lı bir deli yiğidi Böryen tarafından bir kız ile evlendirirler. Kız, zamanına göre bilgili imiş, derler. Kız oğlanı sevmez, yurda içi ısınmaz. Sığır sağdığı sıralarda kederlenip yırlar imiş.
ihtiyar kaynatası :
”Biz bu kızı ne diye bağlı kulun gibi tutalım, geri göndermek gerek, dengini bulup alsın” der.
“Kendi evladını sen sevmezsen gelin ne diye sevsin” deyip karısı adamı azarlar.
ihtiyar:
“Bu kız her sabah kederlenip yırlar, onu burada tutmak günahtır”, dermiş
Bir mecliste, ihtiyar kaynatası gelinin yırlatır. Kaynatası:
“Yaştuğay boyu, ey, yeşil taş,
Ağlamay ey gelin, yaşın genç” deyip yırlar.
Gelini ona:
“Ben ağlamayım da kaynatam kim ağlasın,
Mecnun erde gezer aziz baş.
Taştuğay boyu da sarı kamış,
Kuray da yapıp çalayım.
Taştuğay, senin guguk kuşun yok,
Kendi Ural’ıma döneyim,
diye cevap verir. Bu meclisten sonra ihtiyar, gelinin alıp babasına götürür.
Başkırtlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Başkırtlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Beş Oğul Efsanesi
Editör
iltiriş
saat
19:00
|
Azav, Kızıl, Eymenbet köylerinin bulunduğu yere ilk olarak Azav, Kızıl, Eymenbet adlı kişiler gelip yerleşmişler. Onların üçü de kardeş imiş. En büyükleri ihtiyar Azav imiş.
Yıllar geçince ihtiyar Azav, oğullarına mal verip ayırmış. Bir oğlu Beş oğul köyüne gelip yerleşmiş. Köyde o dönemlerde henüz Beş oğul adını almamış imiş. Bu olay, köyün Beş oğul almasına neden olmuş.
Azav’ın oğlu yılkı beslemiş. O, hayvanlarını gece gündüz bozkırda tutarmış. Sabah kalktığında bir aygırı kan ter içinde dönmüş imiş. “Gece insan biniyor herhalde”
diye düşünmüş.
Bir gün atın sırtına yapışkan sürmüş. Sabah kalkıp baksa ki, atın üstünde güzel bir
şüreli kızı oturuyor, derler. Kızı kendisine alır. Onların arka arkaya beş oğlu olur.
Hamam yaktıkları günlerde kadın, her zaman kocasından önce gider bir başına yıkanırmış, kocasına hamama girmeden önce ses etmesini söylermiş.
Böyle bir günde kocası: “Bu bir başına ne yapar ki”deyip ses çıkarmadan hamama girmiş. Girse, kadını tepe kapısını alıp başına bakıp duruyormuş, derler.
Kocasını görmüş de yıkılıp ölmüş. Adam, beş oğlu ile kalakalmış.
Oğlanların beşi de büyümüş. Köye Bişul (Beş oğul) adını vermişler.
Yıllar geçince ihtiyar Azav, oğullarına mal verip ayırmış. Bir oğlu Beş oğul köyüne gelip yerleşmiş. Köyde o dönemlerde henüz Beş oğul adını almamış imiş. Bu olay, köyün Beş oğul almasına neden olmuş.
Azav’ın oğlu yılkı beslemiş. O, hayvanlarını gece gündüz bozkırda tutarmış. Sabah kalktığında bir aygırı kan ter içinde dönmüş imiş. “Gece insan biniyor herhalde”
diye düşünmüş.
Bir gün atın sırtına yapışkan sürmüş. Sabah kalkıp baksa ki, atın üstünde güzel bir
şüreli kızı oturuyor, derler. Kızı kendisine alır. Onların arka arkaya beş oğlu olur.
Hamam yaktıkları günlerde kadın, her zaman kocasından önce gider bir başına yıkanırmış, kocasına hamama girmeden önce ses etmesini söylermiş.
Böyle bir günde kocası: “Bu bir başına ne yapar ki”deyip ses çıkarmadan hamama girmiş. Girse, kadını tepe kapısını alıp başına bakıp duruyormuş, derler.
Kocasını görmüş de yıkılıp ölmüş. Adam, beş oğlu ile kalakalmış.
Oğlanların beşi de büyümüş. Köye Bişul (Beş oğul) adını vermişler.
Safa Batır
Editör
iltiriş
saat
18:00
|
Başkurtlarda Gündelik Hayat ile ilgili Rivayetler
SAFA BATIR
Tevkes’te dört kardeş yaşamış. Dördü de bir büyüyüp gelir, derler. Ava da dördü birlikte giderlermiş.
En küçüğü Safa adlı imiş. Büyük ağabeyleri Kırmıskalı tarafından gelen ıntey adlı bir bahadırla güreşmiş de yenilmiş. Safa da güçlü bir yiğitmiş. O, bu meşhur bahadır ile güreşmek ister. Güreşin şartı şöyledir:
Safa, birinci güreşte yenerse, galip gelir, yenemezse üç kez güreşeceklerdir. ınter bahadır altın başlı kemerini çözer de bular güreşmeye başlarlar. ılkinde Safa yenilir, ikincisinde ise Safa yener. ıntey bahadır:
“Pek çok güreşte bulundum, senin gibisini görmedim”der de Safa’ya altın kaplamalı
kemerini hediye eder.
Hasetlenip ağabeyleri genç bahadırı kıskanmaya başlarlar. Safa’yı öldürmeye karar verirler. Safa, bundan haberdar olur ve kaçıp gider. Gizlenip gezerken savaşa katılır, Kızıllarında yanında savaşır. Kızılların yanında gezdiği için karısının akrabaları da onu kıskanmaya başlar.
Bir gece Safa eve döner, deminkisi onu Aklara yakalatır. Safa’tı atmak için bir uçurum kıyısına getirirler. Bir kolayını bulup ırmağa atlar. Irmak boyunca Abzan’a
kadar yüzüp gelir. Üç gün, üç gece suda gizlenip yatar. Karısından başka hiç kimse onun nerede olduğunu bilmez.
Bir gün yemek alıp gittiğini görür de karısının akrabaları Safa’nın karısının peşine düşerler. Safa’yı hamam gizleyeyim diye getirir de tüfekle vurup öldürürler.
Ardından, doktorlar gelip ameliyat edip bakmışlar: Safa batır iki yürekli imiş, derler.
ĞİLMİYAZA
Bizim Tahir köyüne yakın bir yerde Atkarağay dağı vardır. Dağın başında yalnız bir çam ağacı bitmiş. Uzaktan baksan, bu çam ağacı ata benzer. Bundan dolayı Atkarağay adı vermişler.
Tahir, eskiden şimdiki gibi büyük değilmiş. O dönemlerde bir uruk kişileri ile diğer bir uruk kişileri yer-su için kavga edip, hayvan bölüşemeyip düşmanlaşıp yaşarmış. Birbirlerinden sürekli intikam almışlar. Babası ölse, oğullarından babasının öcünü almışlar.
Atkarağay tağının başlarında
Kaldı da oynadığım küçük taşım.
Yedi de sekiz yaşlarımda
Esir de oldu benin garip başım.
SAFA BATIR
Tevkes’te dört kardeş yaşamış. Dördü de bir büyüyüp gelir, derler. Ava da dördü birlikte giderlermiş.
En küçüğü Safa adlı imiş. Büyük ağabeyleri Kırmıskalı tarafından gelen ıntey adlı bir bahadırla güreşmiş de yenilmiş. Safa da güçlü bir yiğitmiş. O, bu meşhur bahadır ile güreşmek ister. Güreşin şartı şöyledir:
Safa, birinci güreşte yenerse, galip gelir, yenemezse üç kez güreşeceklerdir. ınter bahadır altın başlı kemerini çözer de bular güreşmeye başlarlar. ılkinde Safa yenilir, ikincisinde ise Safa yener. ıntey bahadır:
“Pek çok güreşte bulundum, senin gibisini görmedim”der de Safa’ya altın kaplamalı
kemerini hediye eder.
Hasetlenip ağabeyleri genç bahadırı kıskanmaya başlarlar. Safa’yı öldürmeye karar verirler. Safa, bundan haberdar olur ve kaçıp gider. Gizlenip gezerken savaşa katılır, Kızıllarında yanında savaşır. Kızılların yanında gezdiği için karısının akrabaları da onu kıskanmaya başlar.
Bir gece Safa eve döner, deminkisi onu Aklara yakalatır. Safa’tı atmak için bir uçurum kıyısına getirirler. Bir kolayını bulup ırmağa atlar. Irmak boyunca Abzan’a
kadar yüzüp gelir. Üç gün, üç gece suda gizlenip yatar. Karısından başka hiç kimse onun nerede olduğunu bilmez.
Bir gün yemek alıp gittiğini görür de karısının akrabaları Safa’nın karısının peşine düşerler. Safa’yı hamam gizleyeyim diye getirir de tüfekle vurup öldürürler.
Ardından, doktorlar gelip ameliyat edip bakmışlar: Safa batır iki yürekli imiş, derler.
ĞİLMİYAZA
Bizim Tahir köyüne yakın bir yerde Atkarağay dağı vardır. Dağın başında yalnız bir çam ağacı bitmiş. Uzaktan baksan, bu çam ağacı ata benzer. Bundan dolayı Atkarağay adı vermişler.
Tahir, eskiden şimdiki gibi büyük değilmiş. O dönemlerde bir uruk kişileri ile diğer bir uruk kişileri yer-su için kavga edip, hayvan bölüşemeyip düşmanlaşıp yaşarmış. Birbirlerinden sürekli intikam almışlar. Babası ölse, oğullarından babasının öcünü almışlar.
Atkarağay tağının başlarında
Kaldı da oynadığım küçük taşım.
Yedi de sekiz yaşlarımda
Esir de oldu benin garip başım.
Başkurtlardan Toprak Satın Almak İsteyen Rus
Editör
iltiriş
saat
16:30
|
Yer Satma
Bir Rus bayarı Başkurtlardan yer almaya gelir.
-Çok mu para vereceksin? diye sorarlar bayardan.
-Yüz teñke veririm, der bay. –Çok mu yer vereceksiniz?
-Bir gün içinde kendin ne kadar yer görürsün(bakarsın), o kadar alırsın. Fakat, at ile değil, yaya gitmen gerekir,der Başkurtlar.
Sokağa çıkarıp süre koyarlar. Bayar, yürüye yürüye çıkıp gider. Yürümüş de yürümüş. Gittikçe yer güzel. Hayli ilgi çekici. Daha fazla yer göreyim diye çabalar. Hava sıcak, derler. Koşturup gider de terleyip su içer bu. Yürür de terleyip su içer bu. Böyle koşup dururken takati kesilip hastalanır da oracıkta ölüp kalır.
şafik
Akyul köyünde şafik adlı bir adam varmış. Onu, her neseple olduğu bilinmez, yakalamak isterler. Yakalanmadan ormana kaçar. Köyden uzak olmayan çeşmenin yanına gelip tan atana dek orada dururmuş. Her gün sabahtan karısı çeşmeye suya gelip yemek getirirmiş. Kovasını şangırdatıp şafik’e geldiğini bildirirmiş.
ışte bu Çafik, kendisine türkü yakmış.
Tan vakti uykularımı uyurken
Uyandım bem kovanın sesine
Geçip giden ömrümü
Benzettim suyun akışına.
Bir Rus bayarı Başkurtlardan yer almaya gelir.
-Çok mu para vereceksin? diye sorarlar bayardan.
-Yüz teñke veririm, der bay. –Çok mu yer vereceksiniz?
-Bir gün içinde kendin ne kadar yer görürsün(bakarsın), o kadar alırsın. Fakat, at ile değil, yaya gitmen gerekir,der Başkurtlar.
Sokağa çıkarıp süre koyarlar. Bayar, yürüye yürüye çıkıp gider. Yürümüş de yürümüş. Gittikçe yer güzel. Hayli ilgi çekici. Daha fazla yer göreyim diye çabalar. Hava sıcak, derler. Koşturup gider de terleyip su içer bu. Yürür de terleyip su içer bu. Böyle koşup dururken takati kesilip hastalanır da oracıkta ölüp kalır.
şafik
Akyul köyünde şafik adlı bir adam varmış. Onu, her neseple olduğu bilinmez, yakalamak isterler. Yakalanmadan ormana kaçar. Köyden uzak olmayan çeşmenin yanına gelip tan atana dek orada dururmuş. Her gün sabahtan karısı çeşmeye suya gelip yemek getirirmiş. Kovasını şangırdatıp şafik’e geldiğini bildirirmiş.
ışte bu Çafik, kendisine türkü yakmış.
Tan vakti uykularımı uyurken
Uyandım bem kovanın sesine
Geçip giden ömrümü
Benzettim suyun akışına.
Sura Batır
Editör
iltiriş
saat
15:30
|
Eskiden bu taraflarda köylü yokmuş. O zamanlar hayvan beslemek için elverişli bir yer arayan Köpeş adlı bir kişi, bugünkü Saralı köyünun bulunduğu yeri beğenip oraya yerleşmiş.
Köpeş, usta pehlivan, keskin ve uz dilli bir Başkurt imiş. Bundan dolayı da ondan sonra gelip yerleşen Başkurtlar ona tabi olmuşlar. Bu civarlara toplanıp gelen Başkurtlar birkaç köy halinde yerleşmişler. Onlar da Köpei’e tabi olmuşlar. Ondan sonra bu civarlardaki Başkurtları Köpeş uruğu diye adlandırmaya başlamışlar.
Bu, Böryen uruğunun bir kolunu teşkil etmiştir. Köpeş’in kendisinin bahadırları da varmış. Köpeş öldükten sonra bu bahadırlar Köpeş’in büyük oğlunun idaresine girmişler. Çok geçmeden onu Sura batır diye adlandırmaya başlamışlar.
Bir gün bahadırları ile birlikte orman arasındaki bir koruluğu mekan tuttuğu sırada Sura batıra: “Düşman saldırdı!” diye bir haber getirmişler. Sura batır en yüksek dağlardan birisinin tepesine kendisinin en güvenilir bahadırı Koloy’u gözetlemesi için yerleştirmiş. Eline kuray vermiş. Düşman askeri görününce kurayı çalmasını emretmiş. Koloy uykusunu uyumamış. Fakat, baskıncılar hilekar imişler. Köly’ün beklediği taraftan değil de, başka bir taraftan saldırmışlar. Sura batır ve yiğitlerinin çoğunu kırıp geçirmişler. Sura adamlarının yarısı ile dağın tepesine çıkıp gelmiş de kuraycıya:
-Neyi bekledin sen, ağaç (imen) mı bekleyip durdun? demiş.
O zamandan beri bu dağı “ımen karavılı” diye adlandırıla gelmiştir
Köpeş, usta pehlivan, keskin ve uz dilli bir Başkurt imiş. Bundan dolayı da ondan sonra gelip yerleşen Başkurtlar ona tabi olmuşlar. Bu civarlara toplanıp gelen Başkurtlar birkaç köy halinde yerleşmişler. Onlar da Köpei’e tabi olmuşlar. Ondan sonra bu civarlardaki Başkurtları Köpeş uruğu diye adlandırmaya başlamışlar.
Bu, Böryen uruğunun bir kolunu teşkil etmiştir. Köpeş’in kendisinin bahadırları da varmış. Köpeş öldükten sonra bu bahadırlar Köpeş’in büyük oğlunun idaresine girmişler. Çok geçmeden onu Sura batır diye adlandırmaya başlamışlar.
Bir gün bahadırları ile birlikte orman arasındaki bir koruluğu mekan tuttuğu sırada Sura batıra: “Düşman saldırdı!” diye bir haber getirmişler. Sura batır en yüksek dağlardan birisinin tepesine kendisinin en güvenilir bahadırı Koloy’u gözetlemesi için yerleştirmiş. Eline kuray vermiş. Düşman askeri görününce kurayı çalmasını emretmiş. Koloy uykusunu uyumamış. Fakat, baskıncılar hilekar imişler. Köly’ün beklediği taraftan değil de, başka bir taraftan saldırmışlar. Sura batır ve yiğitlerinin çoğunu kırıp geçirmişler. Sura adamlarının yarısı ile dağın tepesine çıkıp gelmiş de kuraycıya:
-Neyi bekledin sen, ağaç (imen) mı bekleyip durdun? demiş.
O zamandan beri bu dağı “ımen karavılı” diye adlandırıla gelmiştir
Tavaş - Teveş
Editör
iltiriş
saat
15:00
|
Başkurt Tarihi Rivayetleri
Teveş
Güzel Ural kıyısında Başkurt halkı uzun zamandır yaşamış. Mal gütmüş, yılkı yetiştirmiş, kımız yapmışlar. Bahar günlerinde yaylakta, kış günleri de kışlakta yaşamışlar.
Bir ovada, yaylakta Teveş adlı bir bir ihtiyar yaşamış. Onun beş oğlu, bir kızı, bir gelini, bir yeğeni varmış. Bir gün ihtiyar Teveş’in öküzü böğürmüş, çadırının yanına bir buzgör gelip gürültü yapmış.
-Kızım, öküz böğürdü, buzgör gürültü yapıp duruyor. Bundan bir iş vardır. Sürü aygırını tutup eyerle. Eğer bir şey olursa ağabeylerine varırsın, demiş.
Kız babasının sözünü dinleyip aygırı hazırlamış.
Ağabeyleri bu sırada toplantıda imiş. Evde sadece ihtiyarın kızı, gelini ile yeğeni varmış. Çok geçmeden uzakta bir grup süvari gözükmüş. Kız, hemen ağabeylerinin yanına at koşturmuş. Varmış de haber vermiş:
-Ağabeylerim, düşman saldırdı, düşman! demiş.
Meclisteki erlerin hepsi de atlarına binip kızın ardından at sürmüşler. Gelen süvarileri bir Kazak bayı göndermiş imiş. ıhtiyar, onları, ihtiyar olduğuna bakmadan ok ve sadakla karşılamış, beş-altı Kazağı yere sermiş imiş. Vuruşa vuruşa ihtiyarın oku bitmiş. Kazaklar onu öldürüp süngüsünü baş ucuna saplayıp bırakmışlar da gelinin,
yeğenini alıp bütün hayvanlarını sürüp götürmüşler. Gelini at üstüne koyup bağlamışlar, oğlanı da zengin Kazak arkadan atılıabilecek oktan korunmak için terkisine oturtmuş.
Çok geçmeden Yavartılğan denilen yeri geçince, takip edenler düşmana yeterler. Birisi zengin Kazağı öldürmek için atmış, diğerleri ise kaçmış. Bay Kazak yıkılıp düşünce deminki oğlan hemen atı geri döndürüp oğlanların yanına gelmiş. Bunlar, geri dönüp babalarını defnetmişler. Babalarını gömdükleri yere “Teveş ovası” adını vermişler. ıhtiyar Teveş’in ziyareti halen oradadır.
Kazaklar, zenginlik gelmesine sevinip toy yaparlarken ihtiyarın beş oğlu hızla yetip gelmişler. Zengin Kazağın babası onlardan sormuş:
-Elçi misiniz, yoksa yağmacı mı?
Bunlar cevap vermişler:
-Elçiye elçi, yağmacığa yağmacı!
O sırada bir tarla faresi yuvasından çıkıp da geri girip kaybolmuş. Durmadan çıkıp geri girermiş. Bay Kazağın babası:
-Ey dostlar, işte şu tarla faresini vurun, demiş.
Oğlanların arasından Yeyikkol adlısı okla bir atışta tarla faresini başından vurmuş.
Bunu gören zengin Kazağın babası:
-Hayvanları da, zenginlikleri de gerekmez. Her şeylerini geri veriniz. Damarımızı kuruturlar bunlar, dost yaşayalım bunlarla,demiş.
Oğlanlar hayvanlarını, zenginliklerini alıp geri dönmüşler. Ondan sonra Kazaklar bir daha yağmaya gelmemişler. Başkurtlar da yağmaya gitmemişler. iki halk savaşmadan yaşayıp gitmiş.
Teveş
Güzel Ural kıyısında Başkurt halkı uzun zamandır yaşamış. Mal gütmüş, yılkı yetiştirmiş, kımız yapmışlar. Bahar günlerinde yaylakta, kış günleri de kışlakta yaşamışlar.
Bir ovada, yaylakta Teveş adlı bir bir ihtiyar yaşamış. Onun beş oğlu, bir kızı, bir gelini, bir yeğeni varmış. Bir gün ihtiyar Teveş’in öküzü böğürmüş, çadırının yanına bir buzgör gelip gürültü yapmış.
-Kızım, öküz böğürdü, buzgör gürültü yapıp duruyor. Bundan bir iş vardır. Sürü aygırını tutup eyerle. Eğer bir şey olursa ağabeylerine varırsın, demiş.
Kız babasının sözünü dinleyip aygırı hazırlamış.
Ağabeyleri bu sırada toplantıda imiş. Evde sadece ihtiyarın kızı, gelini ile yeğeni varmış. Çok geçmeden uzakta bir grup süvari gözükmüş. Kız, hemen ağabeylerinin yanına at koşturmuş. Varmış de haber vermiş:
-Ağabeylerim, düşman saldırdı, düşman! demiş.
Meclisteki erlerin hepsi de atlarına binip kızın ardından at sürmüşler. Gelen süvarileri bir Kazak bayı göndermiş imiş. ıhtiyar, onları, ihtiyar olduğuna bakmadan ok ve sadakla karşılamış, beş-altı Kazağı yere sermiş imiş. Vuruşa vuruşa ihtiyarın oku bitmiş. Kazaklar onu öldürüp süngüsünü baş ucuna saplayıp bırakmışlar da gelinin,
yeğenini alıp bütün hayvanlarını sürüp götürmüşler. Gelini at üstüne koyup bağlamışlar, oğlanı da zengin Kazak arkadan atılıabilecek oktan korunmak için terkisine oturtmuş.
Çok geçmeden Yavartılğan denilen yeri geçince, takip edenler düşmana yeterler. Birisi zengin Kazağı öldürmek için atmış, diğerleri ise kaçmış. Bay Kazak yıkılıp düşünce deminki oğlan hemen atı geri döndürüp oğlanların yanına gelmiş. Bunlar, geri dönüp babalarını defnetmişler. Babalarını gömdükleri yere “Teveş ovası” adını vermişler. ıhtiyar Teveş’in ziyareti halen oradadır.
Kazaklar, zenginlik gelmesine sevinip toy yaparlarken ihtiyarın beş oğlu hızla yetip gelmişler. Zengin Kazağın babası onlardan sormuş:
-Elçi misiniz, yoksa yağmacı mı?
Bunlar cevap vermişler:
-Elçiye elçi, yağmacığa yağmacı!
O sırada bir tarla faresi yuvasından çıkıp da geri girip kaybolmuş. Durmadan çıkıp geri girermiş. Bay Kazağın babası:
-Ey dostlar, işte şu tarla faresini vurun, demiş.
Oğlanların arasından Yeyikkol adlısı okla bir atışta tarla faresini başından vurmuş.
Bunu gören zengin Kazağın babası:
-Hayvanları da, zenginlikleri de gerekmez. Her şeylerini geri veriniz. Damarımızı kuruturlar bunlar, dost yaşayalım bunlarla,demiş.
Oğlanlar hayvanlarını, zenginliklerini alıp geri dönmüşler. Ondan sonra Kazaklar bir daha yağmaya gelmemişler. Başkurtlar da yağmaya gitmemişler. iki halk savaşmadan yaşayıp gitmiş.
Eyne ile Geyne Efsanesi
Editör
iltiriş
saat
14:30
|
Eskiden güneş Tol arkasındaymış. Onu bir cadı karısı çalmış. Çalınca dağın arkasındaki koyu orman orman arasında bir mağarada saklamış ve hiç dışarı çıkartmadan tutarmış.
O sırada geyiğe atlanarak Eyne ile Geyne gelmişler. Avlanıyorlarmış bunlar. Öyle yürürken bunların geyikleri çırpınmaya başlamış. Geyiğin üstünden inerek dikkatlice bakmışlar; ayak altı o kadar kızarmış ki, basmak mümkün değilmiş. Geyik yine çırpınmaya başlamış. Tam onun tepindiği yerde yer yarılmış, ateş püskürmüş. Bu mağaranın ağzıymış. Cadı, bu mağarayı büyük bir taşla kapatmışmış.
Eyne ile Geyne, güneşi kocaman bir geyik derisinden yapılmış heybeye koymuşlar ve Tol kıyısına ulaştıklarında peşlerinden kudurmuş cadı karısı geliyormuş. Bunlar da hızlı bir şekilde heybeyi geyiğin boynuzuna asmışlar ve yüzerek Tol nehrinin bu tarafına çıkmışlar. Böylece kurtulmuşlar. Cadı karısı, Tol’un bu tarafına çıkamıyormuş. Tol nehrinin bu tarafına çıkınca bunlar rahatlamışlar ve heybenin ağzını çözmüşler. Güneş dünyaya çıkmış imiş.
Eyne ile Geyne, orada, Tol kıyısında kalmışlar. ilyurt kurmuşlar, hayvan beslemişler. Bunlardan türeyip dağılan halka Geyneler adını vermişler. Geyne’ye bazı
yerlerde Tobuylar (Tol boyu halkı) derler.
O sırada geyiğe atlanarak Eyne ile Geyne gelmişler. Avlanıyorlarmış bunlar. Öyle yürürken bunların geyikleri çırpınmaya başlamış. Geyiğin üstünden inerek dikkatlice bakmışlar; ayak altı o kadar kızarmış ki, basmak mümkün değilmiş. Geyik yine çırpınmaya başlamış. Tam onun tepindiği yerde yer yarılmış, ateş püskürmüş. Bu mağaranın ağzıymış. Cadı, bu mağarayı büyük bir taşla kapatmışmış.
Eyne ile Geyne, güneşi kocaman bir geyik derisinden yapılmış heybeye koymuşlar ve Tol kıyısına ulaştıklarında peşlerinden kudurmuş cadı karısı geliyormuş. Bunlar da hızlı bir şekilde heybeyi geyiğin boynuzuna asmışlar ve yüzerek Tol nehrinin bu tarafına çıkmışlar. Böylece kurtulmuşlar. Cadı karısı, Tol’un bu tarafına çıkamıyormuş. Tol nehrinin bu tarafına çıkınca bunlar rahatlamışlar ve heybenin ağzını çözmüşler. Güneş dünyaya çıkmış imiş.
Eyne ile Geyne, orada, Tol kıyısında kalmışlar. ilyurt kurmuşlar, hayvan beslemişler. Bunlardan türeyip dağılan halka Geyneler adını vermişler. Geyne’ye bazı
yerlerde Tobuylar (Tol boyu halkı) derler.
Geyne Soyu ile ilgili Başkurt Efsanesi
Editör
iltiriş
saat
14:00
|
Geyne isimli bir bahadır varmış. O, buralara bir geyiğe atlanıp gelmiş. O zamanlar yeryüzü çok soğukmuş. Çünkü, o zamanlar güneş yokmuş. Toltav (Tol dağı) ötesindeki ejderhanın elindeymiş güneş.
Geyne bahadır, güneşi çıkartmış. Geyiğin boynuzuna asarak onu Tol nehrinin bu tarafına çıkartmış. Güneş yükselince Geyne’ye:
“Her gün beni bu zamanda bekle.” demiş.
Geyne, güneşi beklemiş. Güneş, her gün bu zamanda geliyormuş buralara. Böylece her gün güneşi bekleyen Geyne buralara alışmış. Bu toprakları bırakmaz, buradan ayrılmaz olmuş. Hayatını, yurdunu kurmuş. Sonra Geyne soyu üremiş. Geyneler, Başkurt’un en eskilerinden olmuşlar.
Geyne bahadır, güneşi çıkartmış. Geyiğin boynuzuna asarak onu Tol nehrinin bu tarafına çıkartmış. Güneş yükselince Geyne’ye:
“Her gün beni bu zamanda bekle.” demiş.
Geyne, güneşi beklemiş. Güneş, her gün bu zamanda geliyormuş buralara. Böylece her gün güneşi bekleyen Geyne buralara alışmış. Bu toprakları bırakmaz, buradan ayrılmaz olmuş. Hayatını, yurdunu kurmuş. Sonra Geyne soyu üremiş. Geyneler, Başkurt’un en eskilerinden olmuşlar.
Başkurt Nereden Çıkmış Başkurtlar Nereden Gelmiştir
Editör
iltiriş
saat
13:30
|
Başkurt Nereden Çıkmış
Başkurt soyu Türk tarafından gelmiş. Türk’ün Gebrele denen şehrinde dört tane öz kardeş yaşarmış. Çok iyi geçinmişler, çok da kahinmişler. Bir gün büyük ağabeyleri düş görür. Düşündeki adamlardan birisi ona şunları söyler:
“Siz buradan gidin. Çünkü, siz buralarda yaşayacak adamlar değilsiniz, doğuya doğru gidin, orada huzur bulursunuz”.
Sabahleyin kalkar kalmaz kardeşlerine düşünü anlatır. Kardeşleri şaşırmışlar:
“Nerede bu huzur? Doğu dediği hangi taraftadır?” Hiç kimse bir şey bilmiyormuş.
ikinci gün ağabeyleri bir düş daha görür.
Bir önceki düşteki adam yine şöyle der:
“Hayvanlarınızı alın ve şehri terk edin. Siz yola koyulur koyulmaz karşınızda bir kurt peyda olur. O, ne size ne de hayvanlarınıza dokunuz, kendi yoluna devam eder. ışte o kurt durunca siz de durun.”
Ertesi sabah kalkınca bunlar toparlanarak yola çıkmaya niyetlenirler, çıkar çıkmaz da bir kurda rastlarlar. Kardeşler de bu kurdun peşinden giderler.
Doğu tarafına giderlerken iş bu ülkeye (Başkurdistan’ın Kügersin ilçesine) varınca kurt durmuş. Peşinden gelen dört kardeş de durarak kendilerine arazi seçerek dört mekan tutmuşlar. Dört kardeşin üç oğlan çocukları da varmış, onlar da kendilerine yer almışlar. Böylece bunlar yedisi yedi yerde baş olmuşlar, başa geçmişler.
Bu yüzden Başkurtlar arasında “Yedi Uruk” denen deyim kalmış. Bu topraklara kurt baş olup getirdiği için de bu yedi uruğa “Başkurt” demişler. Bu yedi kardeşten Başkurtlar dağılmışlar.
Başkurtlar Nereden Gelmişler
Başkurtlar Altay taraflarından gelmişler. Korkut adında başları varmış. O, öne geçmiş ve yeşil çimlere uzanarak dombra eşliğinde şarkı söylemeye başlamış:
-Ben-elçi, “git” demeyin,
Benim soyuma dokunmayın,
Dokunanı öldürürüm!
Ona karşı birisi:
-Sizin için önümüzde mezar açılmış, gitmeyin, geri dönün, demiş.
-Önde bizim için huzur, geride kahır. Öne gidiyoruz, diye cevaplamış Korkut.
Sonra Başkurtlar Akidil kıyısına yerleşmişler.
Etnonomik ve etnogenetik efsaneler repertuarında Başkurt halkının ortaya çıkışını anlatan eserlere çokça rastlanır. Bu tür efsaenelere XIX. yy.da P.ı. Riçkov, V.ı. Dal’, V. S. Yumatov, V. M. Lossievskiy gibi pek çok araştırıcı itibar etmiştir.
Bu tür efsanelerin bir bölümü Başkurt uruklarının Ural’a dışarıdan göçüp geldiklerini anlatır
(“Başkurt Adının Ortaya Çıkışı”, “Başkurt Nereden Çıkmıştır”, “Başkurt Sözü Nasıl Ortaya Çıkmıştır”, “Bürili Irmağı”, Yedi Uruk”, vd.).
Bu metinlerin hepsinin de içeriği birdir: “Güya, Başkurtların eski atalarını Ural’a kurt (büri) lar önderlik edip alıp gelir. “Büri”yi önceleri “kort” (kurt) diye isimlendirmişler ve “büri” baş olup gelince de kendilerini “Başkort” (Başkurt) diye adlandırmışlar.
Efsanelerin bu açıklamasını gerçekte kabul etmek mümkün değildir; elbette, Başkurt’un ortaya çıkışı bilimsel temellere göre açıklanmamıştır. Lakin efsanede belli bir tarihi gerçeklik de yansıtılmaktadır. Bu da, Başkurtların Ural’a dışarıdan göçüp gelmeleridir.
Başkurt soyu Türk tarafından gelmiş. Türk’ün Gebrele denen şehrinde dört tane öz kardeş yaşarmış. Çok iyi geçinmişler, çok da kahinmişler. Bir gün büyük ağabeyleri düş görür. Düşündeki adamlardan birisi ona şunları söyler:
“Siz buradan gidin. Çünkü, siz buralarda yaşayacak adamlar değilsiniz, doğuya doğru gidin, orada huzur bulursunuz”.
Sabahleyin kalkar kalmaz kardeşlerine düşünü anlatır. Kardeşleri şaşırmışlar:
“Nerede bu huzur? Doğu dediği hangi taraftadır?” Hiç kimse bir şey bilmiyormuş.
ikinci gün ağabeyleri bir düş daha görür.
Bir önceki düşteki adam yine şöyle der:
“Hayvanlarınızı alın ve şehri terk edin. Siz yola koyulur koyulmaz karşınızda bir kurt peyda olur. O, ne size ne de hayvanlarınıza dokunuz, kendi yoluna devam eder. ışte o kurt durunca siz de durun.”
Ertesi sabah kalkınca bunlar toparlanarak yola çıkmaya niyetlenirler, çıkar çıkmaz da bir kurda rastlarlar. Kardeşler de bu kurdun peşinden giderler.
Doğu tarafına giderlerken iş bu ülkeye (Başkurdistan’ın Kügersin ilçesine) varınca kurt durmuş. Peşinden gelen dört kardeş de durarak kendilerine arazi seçerek dört mekan tutmuşlar. Dört kardeşin üç oğlan çocukları da varmış, onlar da kendilerine yer almışlar. Böylece bunlar yedisi yedi yerde baş olmuşlar, başa geçmişler.
Bu yüzden Başkurtlar arasında “Yedi Uruk” denen deyim kalmış. Bu topraklara kurt baş olup getirdiği için de bu yedi uruğa “Başkurt” demişler. Bu yedi kardeşten Başkurtlar dağılmışlar.
Başkurtlar Nereden Gelmişler
Başkurtlar Altay taraflarından gelmişler. Korkut adında başları varmış. O, öne geçmiş ve yeşil çimlere uzanarak dombra eşliğinde şarkı söylemeye başlamış:
-Ben-elçi, “git” demeyin,
Benim soyuma dokunmayın,
Dokunanı öldürürüm!
Ona karşı birisi:
-Sizin için önümüzde mezar açılmış, gitmeyin, geri dönün, demiş.
-Önde bizim için huzur, geride kahır. Öne gidiyoruz, diye cevaplamış Korkut.
Sonra Başkurtlar Akidil kıyısına yerleşmişler.
Etnonomik ve etnogenetik efsaneler repertuarında Başkurt halkının ortaya çıkışını anlatan eserlere çokça rastlanır. Bu tür efsaenelere XIX. yy.da P.ı. Riçkov, V.ı. Dal’, V. S. Yumatov, V. M. Lossievskiy gibi pek çok araştırıcı itibar etmiştir.
Bu tür efsanelerin bir bölümü Başkurt uruklarının Ural’a dışarıdan göçüp geldiklerini anlatır
(“Başkurt Adının Ortaya Çıkışı”, “Başkurt Nereden Çıkmıştır”, “Başkurt Sözü Nasıl Ortaya Çıkmıştır”, “Bürili Irmağı”, Yedi Uruk”, vd.).
Bu metinlerin hepsinin de içeriği birdir: “Güya, Başkurtların eski atalarını Ural’a kurt (büri) lar önderlik edip alıp gelir. “Büri”yi önceleri “kort” (kurt) diye isimlendirmişler ve “büri” baş olup gelince de kendilerini “Başkort” (Başkurt) diye adlandırmışlar.
Efsanelerin bu açıklamasını gerçekte kabul etmek mümkün değildir; elbette, Başkurt’un ortaya çıkışı bilimsel temellere göre açıklanmamıştır. Lakin efsanede belli bir tarihi gerçeklik de yansıtılmaktadır. Bu da, Başkurtların Ural’a dışarıdan göçüp gelmeleridir.
Ay ile Zühre Efsanesi - Ay Menan Zöhra
Editör
iltiriş
saat
13:00
|
Eskiden bir kız varmış. Çok küçükken annesi ölmüş. Babası, üvey anne getirmiş. Üvey ana kıza gün göstermezmiş; kakmış, vurmuş, dövmüş; gücünün yetmeyeceği ağır işler buyurmuş.
Bir gün akşam üvey ana Zühre’ye su taşımasını emretmiş.
-Yarına kadar bu fıçıyı doldurmuş ol, demiş. Eğer dolduramazsan başını koparırım! Kendisi fıçının dibini delmiş.
Zühre kız suyu gece boyunca taşımış. Fıçıda hiç de su artmamış. Ağır saka sırığı kaldırmaktan omuzları yorulmuş. Beli bükülmüş. Gücü bütünüyle tükenmiş, gelip yıkılmış.
O gece her yer sessizmiş. Ses çıkaran hiçbir şey yokmuş. Gökyüzünde sadece ay yüzüyormuş. Zühre kız o zaman aya bakıp demiş:
-Ey ayım, hiç değilse, bari sen bilseydin benim halimi! Kurtarır idin başımı!
Ay hala sakin dururmuş.
Zühre kız ağlayarak tekrar yalvarmış.
-Al beni yanına! demiş.
O sırada ay aydınlanmış. Nurunu uzatarak Zühre kızı yanına çekip almış. ışte o zamandan beri ayın yüzünde saka sırıklı kızı duruyormuş.
Bir gün akşam üvey ana Zühre’ye su taşımasını emretmiş.
-Yarına kadar bu fıçıyı doldurmuş ol, demiş. Eğer dolduramazsan başını koparırım! Kendisi fıçının dibini delmiş.
Zühre kız suyu gece boyunca taşımış. Fıçıda hiç de su artmamış. Ağır saka sırığı kaldırmaktan omuzları yorulmuş. Beli bükülmüş. Gücü bütünüyle tükenmiş, gelip yıkılmış.
O gece her yer sessizmiş. Ses çıkaran hiçbir şey yokmuş. Gökyüzünde sadece ay yüzüyormuş. Zühre kız o zaman aya bakıp demiş:
-Ey ayım, hiç değilse, bari sen bilseydin benim halimi! Kurtarır idin başımı!
Ay hala sakin dururmuş.
Zühre kız ağlayarak tekrar yalvarmış.
-Al beni yanına! demiş.
O sırada ay aydınlanmış. Nurunu uzatarak Zühre kızı yanına çekip almış. ışte o zamandan beri ayın yüzünde saka sırıklı kızı duruyormuş.
Büyükayı Yıldızı - Yedi Kız Efsanesi
Editör
iltiriş
saat
12:30
|
Eskiden birisinin yedi kızı varmış. Yedisi de güzel, yedisi de cesurmuş. Kıra çıktıklarında hep beraber gezerlermiş. Bunlara hayran olmayan insan yokmuş, ilgi duymayan canlı yokmuş.
Günlerden bir gün kızlar dağa çıkmışlar. Dev padişahı bunları görmüş ve peşlerine düşmüş. Bunlar elele dağın tepesine çıkıyorlarmış. Dev kovalayarak peşlerinden
gelmiş. Tam da yakalayacakken kızlar birerbirer sıçrayıp göklere çıkmışlar. Yedisi yedi yere saklanmışlar. Ayrılmamak için de birbirlerine yakın durmaya çalışmışlar. O yedi kız yedi yıldıza dönüşüp parlamaya başlamış. Sonradan onları Büyükayı yıldızı diye adlandırmışlar.
Yetegan Yondoz - Yite Kız
Elek beravzeñ yite kızı bulğan. Yitehe la matur, yitehe la batır ikan. Kırğa sıkhalar, gel berga yöröyzar ikan. Hoklanmağan azam zatı kalmay, tiy, bılarğa, kızıkmağan yan eyahe kalmay, tiy
Ber sak bıl kızzar tavğa sıkkandar. Deyev batşahı bılarzı kürep kalğan da arttarınan töşkan. Bılar yitaklaşep tav başına menep kitkandar. Deyev bastırıp ular artınan kilgan. İnde totam, inde elakteram tiganda, kızzar beram-beram hikerep kükka aşkandar. Yitehe yite urınğa boskandar. Ayırılmas ösön ber-berehena yakın tırışkandar. Þul yite kız yite yondoz bulıp yaltıray başlağan. Azak ularzı Yitegan yondoz tip atağandar.
Günlerden bir gün kızlar dağa çıkmışlar. Dev padişahı bunları görmüş ve peşlerine düşmüş. Bunlar elele dağın tepesine çıkıyorlarmış. Dev kovalayarak peşlerinden
gelmiş. Tam da yakalayacakken kızlar birerbirer sıçrayıp göklere çıkmışlar. Yedisi yedi yere saklanmışlar. Ayrılmamak için de birbirlerine yakın durmaya çalışmışlar. O yedi kız yedi yıldıza dönüşüp parlamaya başlamış. Sonradan onları Büyükayı yıldızı diye adlandırmışlar.
Yetegan Yondoz - Yite Kız
Elek beravzeñ yite kızı bulğan. Yitehe la matur, yitehe la batır ikan. Kırğa sıkhalar, gel berga yöröyzar ikan. Hoklanmağan azam zatı kalmay, tiy, bılarğa, kızıkmağan yan eyahe kalmay, tiy
Ber sak bıl kızzar tavğa sıkkandar. Deyev batşahı bılarzı kürep kalğan da arttarınan töşkan. Bılar yitaklaşep tav başına menep kitkandar. Deyev bastırıp ular artınan kilgan. İnde totam, inde elakteram tiganda, kızzar beram-beram hikerep kükka aşkandar. Yitehe yite urınğa boskandar. Ayırılmas ösön ber-berehena yakın tırışkandar. Þul yite kız yite yondoz bulıp yaltıray başlağan. Azak ularzı Yitegan yondoz tip atağandar.
BüyükAyı Yıldızının Efsanesi - Yetegan Yondoz
Editör
iltiriş
saat
12:00
|
Bloğumuzda Efsanelere devam ediyoruz. Şimdiki ki efsanelerimiz ise Başkurt efsaneleri Önce gökyüzü ve yıldızlar ile ilgili efsanelere ( Kozmogonik Efsaneler) yer vereceğiz. sonrasında ise Etnonomik - Etnogenetik Efsanelere ( Başkurtlar kimdir nereden gelmişlerdir gibi ) sonra Başkurt Halk edebiyatında yer edinmiş Tarihi rivayetlere peşine Başkurt Gündelik hayatı ile ilgili Efsanelere ve son olarak Toponomik Efsane ve rivayetleri siz değerli Efsane severlerle paylaşacağız.
BüyükAyı Yıldızının Efsanesi - Yetegan Yondoz
Çok eskiden yer kaşık, gök kabak büyüklüğündeymiş.insan soyu artarken, canlı türü çoğalırken, yer yavaş yavaş genişliyormuş; yer genişledikçe gök de büyümüş. O zamanlar bütün halk tek kazandan yemek yiyormuş.
Bir Alp peyda olmuş ve kazanı kaldırarak içmiş.Ne yapmak gerek? Büyük kazan yapmaya başlamışlar. Kazanı varken kepçesi de lazım. Kazanı gümüşten dökmüşler,kepçeyi de altından yapmışlar.
Alp gelmiş ve kaldırıp kazana bakmış. “Olmuş”diyerek yerine koymuş ve kepçeyi eline almış. “Bu da çok hafifmiş” diyerek havaya atıp yakalamak isterken kepçe ortadan kaybolmuş, döne döne uçup yıldızların arasına konmuş.
Alp kepçesi günümüzde de vardır. O, yedi yıldız şeklinde parlamaktadır; kepçenin dibi dört yıldız, sapı üç yıldız, hepsi toplam yedi yıldız. Kendisi her zaman dönmektedir. Alp kepçesinin ağzı gece üstte olur, sabah ise sırt tarafı üste çıkar.
BüyükAyı Yıldızının Efsanesi - Yetegan Yondoz
Çok eskiden yer kaşık, gök kabak büyüklüğündeymiş.insan soyu artarken, canlı türü çoğalırken, yer yavaş yavaş genişliyormuş; yer genişledikçe gök de büyümüş. O zamanlar bütün halk tek kazandan yemek yiyormuş.
Bir Alp peyda olmuş ve kazanı kaldırarak içmiş.Ne yapmak gerek? Büyük kazan yapmaya başlamışlar. Kazanı varken kepçesi de lazım. Kazanı gümüşten dökmüşler,kepçeyi de altından yapmışlar.
Alp gelmiş ve kaldırıp kazana bakmış. “Olmuş”diyerek yerine koymuş ve kepçeyi eline almış. “Bu da çok hafifmiş” diyerek havaya atıp yakalamak isterken kepçe ortadan kaybolmuş, döne döne uçup yıldızların arasına konmuş.
Alp kepçesi günümüzde de vardır. O, yedi yıldız şeklinde parlamaktadır; kepçenin dibi dört yıldız, sapı üç yıldız, hepsi toplam yedi yıldız. Kendisi her zaman dönmektedir. Alp kepçesinin ağzı gece üstte olur, sabah ise sırt tarafı üste çıkar.
Mayan Gölü Efsanesi
Şimdiki Mayan kenarında eskiden Başkırtlar yaşıyormuş. Zengin ve malları çokmuş. Bir zenginin de çok güzel kızı varmış. Mayan isimli.
Göçmen Kazaklar da yakında yaşamışlar. Kız beşikteyken babası onu bir kazak zenginin oğluyla nişanlamış. Fakat oğlan beş yaşındayken çiçek hastalığına yakalanmış ve çirkin yüzlü olmuş. Kıza, yiğiti biraz yetiştikten sonra göstermişler. Kız delikanlının çirkinliğini görüp bayılmış. O bir yerli genç çobanı sevmiş ve babasının bu çobana vermeyeceğini anlayınca, nişanlısından kurtulma yolunu aramaya başlamış.
Günün birinde çok güzel giyinip, dost kızlarıyla çiçek toplamaya gitmişler. Bütün kıymetli eşyalarını ve çok para almış. Kızlar şarkılar söyleyip oyunlar oynayıp dalmışlar. Mayan ise belli etmeden çilekler arasına paralar atmış. Kızlar ise: “Para bulduk! Para bulduk!” deyip sevinerek, zıplayarak, hevese kapılıp Mayan’ı tamamıyla unutmuşlar.Mayan ağaçlar arasına gidip de kendiyle getirilen hancerle intihar etmiş. Kızlar bunu kaybedip aramaya başlamışlar ve sadece ölü gövdesini bulmuşlar. Onu birisi öldürdü diye düşünmüşler. Gece de onu seven delikanlı onun kabrine gelip de Mayan’ın kabri üstünde bıçağıyla intihar etmiş. Bu iki sevgilinin gözyaşından göl hasıl olmuş ve onu aşıkların hürmetine Mayan Gölü diye adlandırmışlar.
İlnur Gaşugillin-Tataristan’daki Dağlar, Sular ve Ağaçlarla İlgili Rivayetler,bitirme tezi.
Göçmen Kazaklar da yakında yaşamışlar. Kız beşikteyken babası onu bir kazak zenginin oğluyla nişanlamış. Fakat oğlan beş yaşındayken çiçek hastalığına yakalanmış ve çirkin yüzlü olmuş. Kıza, yiğiti biraz yetiştikten sonra göstermişler. Kız delikanlının çirkinliğini görüp bayılmış. O bir yerli genç çobanı sevmiş ve babasının bu çobana vermeyeceğini anlayınca, nişanlısından kurtulma yolunu aramaya başlamış.
Günün birinde çok güzel giyinip, dost kızlarıyla çiçek toplamaya gitmişler. Bütün kıymetli eşyalarını ve çok para almış. Kızlar şarkılar söyleyip oyunlar oynayıp dalmışlar. Mayan ise belli etmeden çilekler arasına paralar atmış. Kızlar ise: “Para bulduk! Para bulduk!” deyip sevinerek, zıplayarak, hevese kapılıp Mayan’ı tamamıyla unutmuşlar.Mayan ağaçlar arasına gidip de kendiyle getirilen hancerle intihar etmiş. Kızlar bunu kaybedip aramaya başlamışlar ve sadece ölü gövdesini bulmuşlar. Onu birisi öldürdü diye düşünmüşler. Gece de onu seven delikanlı onun kabrine gelip de Mayan’ın kabri üstünde bıçağıyla intihar etmiş. Bu iki sevgilinin gözyaşından göl hasıl olmuş ve onu aşıkların hürmetine Mayan Gölü diye adlandırmışlar.
İlnur Gaşugillin-Tataristan’daki Dağlar, Sular ve Ağaçlarla İlgili Rivayetler,bitirme tezi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)