Geçmişden Günümüze Gelen Efsaneler, Destanlar, Söylenceler, Mitoloji, Hikayeler, Masallar , Türk folklorik motifler, şehirlerin efsaneleri,öyküleri

Çanakkale_Savaşları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çanakkale_Savaşları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çanakkale'de Bizi Bize kırdırmak istediler

| Pazar, Nisan 6


Aşağıdaki hatıra Çanakkale savaşlarındandır. Ülkemizi işgal etmek isteyenler bizlerin karşısına kimleri çıkardı çoğumuz Anzakları biliriz Anzaklar dışında da bu topraklara gelenler vardı.

Çanakkalede çarpışıyorduk Siperlerde bulunduğumuz sıralarda düşman tarafından bir askerin sıçrayarak bize doğru yaklaşmakta olduğunu gördük. Korkusuz bir delikanlıydı bu. Bizim erattan onu görenler arka arkaya ateş ediyor, Fakat bu askerin bize yaklaşmasına engel olamıyorlardı. Düşmanımız anlaşılan bize sokularak el bombası atacaktı.

Hemen silahımı doğrultarak nişan aldım ve ateş ettim. Vurularak yere düştü ve bir müddet çırpındıktan sonra hareketsiz kaldı. Ölmüş olduğunu gördüm. Fransız üniformalı zenci bir askerdi bu. Üzerini yokladım, iç cebinde bir şişkinlik vardı. Elimi üniformasından içeri sokarak onu aldığımda donakaldım. O değil de ben vurulmuştum sanki. Elimde tuttuğum sey sözde düşmanım olan o zencinin kanlarıyla ıslanmış bir kuran kerimdi.

Çanakkale gazilerinden Mülazim Ahmet Halit Üngör'ün 15 nisan 1915 tarihli bir hatırası

Not: Ruslar Afganistan'ı işgal etmişler ve Afganlılarla şavaşıyorlardı. Rus birlikleri arasında o zamanlar Sovyetler Birliğine bağlı olan Türk Devletleri de vardı ve ruslar bu bölgelerden askere aldıklarını Afganistan'a sürmüştü. Ne zaman ki bu birliktekiler karşılarında savaştıklarının Müslüman olduğunu anladı o zaman Ruslar kaybetmeye başladı Çünkü Türkler ya karşı tarafa geçiyor, ya da silahına karşılık onun için en değerli şey ile yani Rusların unutturamadığı Kur'an ile değiştiriyordu. tabi sonunda Ruslar Afganistan'dan mağlup olarak ayrıldılar

Yedi Mehmetler Mangası

| Cuma, Mart 7
Kendisi başlı başına bir destan olan Çanakkale Şavaşı ile ilgili olarak aşağıda Yedi Mehmetler Mangası olarak anılan kahramanlarımızla ilgili bir anıyı sizlerle paylaşmak istiyorum yazının sonunda yer alan çocuktur deyip geçemeğeceğimiz üzücü olaya dikkat ediniz. Tarihimizi kimliğimizi ve terbiyeyi bilmeden yeni nesiller yetişiyor eyvah ki eyvah


“Ben, Kastamonu’nun Kırkçeşme Mahallesi’nden Mehmet PEHLİVANOĞLU. Yedi ceddimiz pehlivan olduğu için soyadımız Pehlivanoğlu olmuş.

Çanakkale’de bir 57’nci alay vardı. Öyle bir Alay, yedi düvelde yoktu. Bizim Mangaya “Yedi Mehmetler Mangası” derlerdi. Manga kumandanımız Balıkesirli Mehmet Çavuş. Neferler, Maraşlı Uzun Mehmet, Tokatlı Kara Mehmet, Karamanlı Deli Mehmet, Bergamalı Efe Mehmet, Vakfıkebirli Taka Mehmet, Yozgatlı Pala Mehmet ve ben Kastamonulu Pehlivan Mehmet. Yaşımı sorarsan, ister 95 say, ister 100 say.

Hey gidi hey… Ne manga idi o manga. Süngüye kalktık mı, dağ yürüyor sanırdı İngiliz gâvuru. Congbayırı’nın dili olsa da söylese. O alay gibi alay gelmemiştir. O manga gibi manga olmamıştır. Her biri aslan yavrusu. Boşa kurşun atmadık, boşa süngü sallamadık.

Bir gün mütareke var dediler. Ateş kestik bir günlüğüne. Ölüler yaralılar toplanacakmış. Doğrulduk siperlerden. Biz şehitlerimizi, yaralılarımızı topluyoruz: İngiliz gâvuru kendi ölüsünü, yaralısını alıp götürüyor. Birbirimize şeker, cigara filan veriyoruz. Sanki, dört aydır cenk eden biz değiliz. Bir İngiliz zabiti geldi yanımıza. Cebinden bir şerit metre çıkardı. Fan fin fon bir şeyler diyor. Ben de mel mel bakıyorum ne der ki diye. Ayak ucumdan tepeme kadar boyumu ölçermiş meğer. Babam rahmetlik pehlivandı. Onun babası da pehlivanmış; dedemin babası da pehlivan. Düğünde bayramda güreşe soyunurdum. Şimdi ufaldığımıza bakma sen. O zaman, bende bir boy var, selvi kavağı gibi. Saraçlar çarşısındaki Mümin Usta kispet uyduramıyor bacağıma.

“Yedi Mehmetler Mangası” dedim ya. Yedimizin de boyu uzun. Ne postal uyar ayağımıza, ne urba uyar sırtımıza. Siperlere sığmıyoruz. Nâmımız almış yürümüş. İngiliz zabiti, onun için ölçememiş boyumu. Mustafa Kemal, Fırka Kumandanımız. Geldi bir gün siperde dolaşıyor; hal hatır soruyor. Her birimize uzun uzun baktı. Sırtımızı sıvazladı. “Allah, nazardan esirgesin, Mehmet dediğin böyle olur işte” dedi.

Bir gün, süngü hücumuna kalkacağız. Helâlleşiyoruz birbirimizle. İçimde bir yanma var; sorma gitsin. Derken, bir patlama oldu; yer gök sarsıldı; dağ yıkıldı üstümüze. Kâfir, toprağın altında lâğım patlatmış. Yedi Mehmetler Mangası, toprağın altında kaldık. Bir kalas parçasının altından beni çıkardılar yarı ölü, yarı diri vaziyette. Hastanede bacağımın birini kestiler. Ondan sonra, adımız Topal Mehmet Pehlivan’a çıktı. Yanarım, o Yedi Mehmetler Mangası’na. Gidip görmedim ya; şimdi bir taş dikmişler Conkbayırı’nın oralara. “Mehmet Çavuş Anıtı” derlermiş. Gidip görsem oraları yüz yaşıma daha girerdim. Ben kim, oralara gitmek kim? Ninen öleli 10 yıl oluyor. O sağken, birbirimizi omuzluyor, iki lâf edip rahatlıyorduk hiç değilse. Ninen öleli Azrail Aleyhisselâmın yolunu gözler oldum.

Geçenlerde, Cuma Namazına gideyim diye çıktım evden. Uzun Sokak’ın başında mahallenin çocukları kaydırak oynuyorlarmış. Ben, tahta bacağımı sürüye sürüye geçerken başladılar zevklenip benimle gırgır geçmeğe:

“Topalım topalım seki sekiver,
Tarlaya tohumu eki ekiver…”


Utandım, üzüldüm, yerin dibine geçtim. Ben, o bacağımı Kayaaltı’nda hovardalık yaparken yitirmedim ki a efendi oğlum. Öyle ya veledler ne bilsin Çanakkale’yi, Conkbayırı’nı? O gün bu gündür, evden dışarı çıkmaz oldum. Çıkayım da çoluk çocuğun eğlencesi mi olayım?

Camın önünde oturur; biri gelsin de iki lâf edelim diye yol gözlerim.”

Çanakkale Gazisi Mehmet Pehlivanoğlu’nun Fazıl Bayraktar Paşa’mıza anlattığı bu hatıradan her halde çıkarmamız gereken çok ders olmalı…


alıntı: Çanakkale ile ilgili bir çok bilgiye bu sitelerden ulaşabilirsiniz

DUR YOLCU http://www.duryolcu.com/
bİR DESTANDIR ÇANAKKALE http://www.canakkalezaferi.com/
18 MART ÜNİVERSİTESİ ÇANAKKALE ŞAVAŞLARI http://canakkalesavaslari.comu.edu.tr/
http://www.canakkale.gen.tr/

ÇANAKKALE VALİLİK SİTESİ http://www.canakkale.gov.tr/
ÇANAKKALE BELEDİYESİ SİTESİ http://www.canakkale.bel.tr/

bir zamanlar en çok takip ettiğim ama şimdi görüntülenmeyen (belki site kaldırılmıştır) çanakkale üzerine araştırmaların olduğu değerli bir site olan gallipoli1915 burada yazmadan geçemeyeceğim (belki benim tarayıcımda sorun olmuştur İE de bazen olur böyle şeyler)
http://www.gallipoli1915.org/

Çanakkale ile ilgili kitapları satın alabileceğiniz
Türkiye Çanakkale Okuyor.

Bedeli Çanakkale'de Ödenecek

| Salı, Ocak 22
Askerlik vazifesi yaparken vatan uğrunda şehadet mertebesine ermek veya gazi olmak her Türk için tabii bir şeydir. Ancak bu 45 şehit ve 150 gazinin durumu başkadır. Zira bunların istisnasız hepsi( 1909 ve 1914 Askeri Mükellefiyet Kanunu gereğince) askerlik vazifesinden ya muaf ya da maksureli( tecilli) tutulmuş gençlerdir. Bu iki kanun sultani mektepleri talebe ve mezunları askerlik vazifesinden “ maksureli” ettiği gibi , Balkan Harbi sırasında mer’i olan 1909 kanunu da üstelik bütün İstanbul halkını askerlik vazifesinden azade kılmaktadır. bu şehit ve gazilerin hepsi 17-22 yaşındayken ve bir kısmı henüz mektebin lise ve orta kısmında, bir kısmıysa mezun ve İstanbul Darülfünunu veya Avrupa üniversitelerinde tahsildeyken, birbirleriyle yarış edercesine askerlik şubelerine koşmuşlar ve gönüllü olarak askere yazılmışlardı. Hatta içlerinden Irak Cephesi’nde şehit düşen 646 Celal İbrahim seferberliğin ilanıyla beraber geceden gidip askerlik şubesinin kapısında sabahlamış ve “ 1 Numaralı Gönüllü” yazılmak şerefini elde emiştir.

Galatasaraylıların bu şüheda menkıbeleri arasında dünyada eşi bulunamayan bir tanesini Gazeteci Ziyad Ebuzziya şöyle dile getiriyor:

Mehmet Muzaffer’in Destanını-

Üç aylık bir talimden sonra Mehmet Muzaffer “zabit namzedi” olarak Çanakkale’de idi. ( Mart 1916) müttefik İngiliz ve Fransız kuvvetleri, Çanakkale’ de uğradıkları mağlubiyetlerden ve verdikleri yüzellibin zayiattan sonra Boğaz ’ı aşamayacaklarını anlamışlar , 1915’in son haftasıyla 1916’nın ilk haftasında bütün hatları tahliye edip çıkıp gitmişlerdi.

Galatasaray Lisesi öğrencisi iken gönüllü Çanakkale cephesine giden zabit (subay) adayı Mehmet Muzaffer Bey'in alayının otomobillerine lastik satın almak için bir gecede (1916 yılı baharı) yaptığı sahte 100 liranın ön yüzü. Paranın altında "bedeli Çanakkale'de altın olarak ödenecektir" yazılıdır. Teğmenliğe yükselen bu vatanseverimiz, 1917 yılında Gazze'de şehit düşmüştür.

Muzaffer Çanakkale’ye vardığında harp durmuştu. Zaman zaman İmroz ve Bozcaada’da üslenmiş düşman gemileri ve uçakları bombardımanda bulunuyorlarsa da 1915 Nisan ’ın da Aralık sonuna kadar sekiz ay süren kanlı boğuşmalarla kıyasla bu bombardımanlar “ hiç mesabesindeydi.” Çanakkale’de ki birliklerin büyük bir kısmı Kafkas, Irak, ve Filistin cephelerine sevk edeceklerdi. Hazırlanma ve noksanlarına ikmal emri aldılar.
Muzaffer birliğinin alay karargahında görevliydi. Alay ’ın kamyon ve otomobil lastiği ile diğer bir takım malzemeye ihtiyacı vardı. Bunlar ise ancak İstanbul’dan sağlanabilirdi. O devirlerde bu gibi basit mübayalar için arttırma yapmak ilanlarda bulunmak ne adetti, ne de bunları kaybedilecek vakit vardı. Her şey “itimat” ile yürürdü.
Muzaffer açıkgözlü ve becerikli İstanbul çocuğu olduğundan Karargah, gerekli malzemenin temin ve mübayaasına onu memur etti. İcabeden paranın kendisine itası içinde Erkan-ı Harbiye Riyaseti’ne hitaben yazılı bir tezkereyi eline verdiler.

O yıllarda İstanbul’da otomobil ve kamyon nadir rastlanan vasıtalardı. Bunların lastikleri de yok denecek kadar azdı ve karaborsaydı. Muzaffer aradı,uğraştı,nihayet Karaköy’ de bir Yahudi de istediklerini buldu. Fiyatlar pek fahişti , ama yapacak başka bir şey yoktu. Anlaşmaya vardı. Lazım gelen parayı almak üzere Erkan-ı Harbiye’ye gitti. Elindeki tezkereyi tediye merciine havale ettiler. Muzaffer az sonra yaşlı bir kaymakam Yarbay'ın huzurundadır. Kaymakam uzatılan tezkereyi okudu.
Karşısında hazırol da duran ihtiyat zabitine baktı. İsteyeceği paranın miktarını sormadan ,”Ne alınacak” dedi. “ Oto kamyon lastiği” cevabını verilince bir an durdu. Sonra Muzaffer’e dik dik baktı :“ bana bak oğlum! Ben askerin ayağına postal sırtına kaput alacak parayı bulamıyorum. Sen otomobil lastiğinden bahsediyorsun. Haydi yürü git ,insanı günaha sokma para mara yok!...

Muzaffer selamı çaktı dışarı çıktı. Harbiye Nezareti’nin ( bugünkü hukuk fakültesi binası) bahçesinden dışarıya ağır ağır yürürken ne yapacağını düşünüyordu. Malzemelere Alay ’ın ihtiyacı vardı. Elindeki ( Almanların verdiği) iki Mercedes-Benz kamyon ve iki binek arabası lastiksizdi. Diğer malzemelerde mutlaka lazımdı. Kendisi bulur alır diye görevlendirilmişti. Malzemeyi bulmuştu fakat para yoktu. Eli boş dönemezdi ,bir çaresini bulmak lazımdı...

Muzaffer bunları düşüne düşüne Beyazıt Meydanı’na vardı birden durdu. Kendi kendine gülmüştü aradığı çareyi bulmuştu.Doğru tüccar Yahudi’ nin yanına gitti:
“ Paranın tediye muamelesi akşamüstü bitecek,ezandan sonra gelip malları alamam . gece kaldıracak yerim yok. Yarın öğleden evvel vapur Çanakkale’ye kalkıyor, yetiştirmem lazım. Onun için sabah ezanında geleceğim malları mutlaka hazır edin...”
Tüccar “peki” dedi. Muzaffer tam ayrılırken ilave etti.“Altın para vermiyorlar kağıt para verecekler”yahudi yine “peki” dedi. Ertesi sabah Muzaffer Merkez Kumandanlığından sağladığı araba ve neferlerle ezan vakti Yahudi’nin kapısındaydı. Ortalık henüz ışıyordu. Tüccar malları hazırlamıştı. Hava gazı fenerinin yarım yamalık aydınlattığı loşlukta mallar arabaya yüklendi. Muzaffer bir yüzlük kaime ( yüz liralık kağıt para) verdi. Araba dörtnal Sirkeci ’ye yollandı. Malzeme şat’a oradan dubada bağlı gemiye aktarıldı. Az sonra da gemi Çanakkale yolunu tutmuştu.

Üç gün sonra Yahudi elindeki yüzlük kaimeyi bozdurmak üzere Osmanlı Bankası’na gitti. Bozmadılar zira elindeki para sahte idi.Muzaffer, evrak-ı nakdiyelerin basımında kullanılan kağıtın aynını Karaköy kırtasiyecilerinden tedarik etmiş bütün gece oturmuş çini mürekkebi ve boya ile gerçeğinden bir bakışta ayırt edilemeyecek nefasette taklit bir para yapmıştı. Tüccara verdiği ve yutturduğu para buydu. O devrin hakiki paralarının üzerindeki yazılar arsında bir de şu ibare bulunuyordu: “
Bedeli Dersaadet’te altın olarak tesviye olunacaktır.”Muzaffer yaptığı taklit paradaki bu ibareyi değiştirerek şöyle yazmıştı:“ Bedeli Çanakkale ‘de altın olarak tesviye olunacaktır.”Onun burada altın dediği Çanakkale’de Mehmetçiğin akıttığı, altından daha kıymetli kanı idi.

Sahte paraya gelince...
Yahudi tüccar bunu mesele yapmadı. Yapmak mı istemedi, yapmaktan mı çekindi bilinemez. Ancak olay bütün İstanbul’da yayıldı. Dünyada emsali olmayan ve olmayacak olan bu hadise Şehzade Halim Efendi ’nin kulağına kadar gitti. Şehzade hemen lalasını göndererek Yahudi tüccarı buldurdu. Yüzlük taklit evrak-ı nakdiyeyi bedelini altın olarak ödeyip aldı. Çok zarif sedef kakmalı, içi kadifeli bir mücevher çekmecesine yerleştirip, İstanbul polis okulundaki emniyet müzesine hediye etti. Bu emsalsiz parça müzede şeref mevkiinde muhafaza olundu.

Kaynak: http://www.canakkale.gen.tr