Geçmişden Günümüze Gelen Efsaneler, Destanlar, Söylenceler, Mitoloji, Hikayeler, Masallar , Türk folklorik motifler, şehirlerin efsaneleri,öyküleri

Tatar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tatar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ayuv Dağ Efsanesi (Ayı Dağı Efsanesi )

| Pazar, Eylül 21


Remzi Burnaş'ın dizeleriyle Ayuv Dag ( Ayı dağı Efsanesi ) Efsanesini aşağıda okuyabilirsiniz Efsanenin şiir olarak özgün haline bu PDF ' den ulaşabilirsiniz.

Remzi Burnaş Kırım Tatarlarındandır 1920 -1982 yılları arasında yaşamış olup
"Yürek Yırları", "Edep", "Mayıs Sabahı", "Saylama" isimlerinde şiir kitapları çıkarmıştır.



AYUV-DAG (Efsaiye)


Zaman zaman ekende, Zaman zalim ekende. Qara deniz yalısı

-Çatır-dağ eteğinde, Büyük Yayla qoynunda Qart bir ayyuv yaşağan. Bal sepeti tapmasa, Balıq tu tıp aşağan. Yıllar kelip - keçkenler

-Ösken ayuv sürüsi, Aqsaqal, dep saylanğan Qart ayuvmn birisi. O qart ayuv ne dese, Qanun eken yaşlarğa. Boysunmasa birisi, Urar eken taşlarğa

Qış kclgende ayuvlar Yaşağanlar yalıda, Qart deniz de turmağan Özünce, öz alında. Sürü ulip başlasa, O köpürgen-quturğan, Cemilemi suv yutqan, Olmağan sağ qurtulğan.

Devirlernin birinde Epkin çalbaş dalgalar Fek büyük bir gemini Esirlikke alğanlar. Sürünin aqsaqah Emirbergenyaşlarğa: Parlamağa gemini, Urıp qaya-taşlarğa. Aq yelkenli gemini Parça-parça etkenler, Anda bir sandiq tapıp, Qart ayuvğa kelgenler.

Sandıq içinden çıqa Düİber bir yaş qıp bala. Son aqsaqal o qiznı Öz qobasma ala. Emir bere sürüge Qizm saqlap baqmağa, Yer tübünden olsa da, Ona aş-suv tapmağa. Mına böyle kün keçe, Afta keçe, ay keçe. Ayularnen qobada Qız da aşay ve içe.

Er baarde yalıda Aça lâle ve zumbül. Güzclnin nazik sesi Ola baarge bülbül. Qız sevdalı yırınen Yalıların yanratqan. Er baarde sürüni Yuqusmdan uyantqan. Omn tatlı yırına Sevda eken o sürü, Dülbcrligine ise Meftun eken er biri. Baar kelse, ayuvlar Avğa kete ekenler.

Qizğa: - Yalığa çıqma, -Dcp, lenbilep ketkenler.

Küz künlcrnin birinde Deniz, dersin, quturğan... Sonra taşlı yalığa Kelip qayıq urulğan. O qayiqnm içinde Yata eken bir oğlan. Taqatmdan kesilip, Suvsuz saranp solğan.

Körip om şu yaş qız Tez yardımğa yetişe, Aqılma özünin Aqrand aşları tüşe. Yigitke suv ketlire, Aşata veiçire. Oğlan esin cıyğan sofi. Önen künün keçire.

Ekisi de çatma qaş, Güzellernin güzeli. Bir-birini sevgenler, Olucı iş, bu belli... Yiğit maqtap yurtum, Qızğa ikâye ayta,Qayığımda sana da Yer bar, - dey qayta-qayta. Son ekisi - bir yürek, Tüşmeyik, - dep, tuzaqqa, Sağlıqlaşıp yalınen, Yel tutqanlar uzaqqa.

Kök güdürdep, bulutlar Qaplağanlar adanı. (Bellemegen güzeller Körermiz, dep sabanı! Sürü yalığa tüşip, Meseleni duyğan sofi, Uluvları deşetli Zelzelege uyğan son, Qart defiiz de serteyip Dalğalanğan, köpürgen. Oğlan, küçün ayamay, Küreklerge yekilgen. Ayuvlar da başlağan Deniz suvun içmeğe, Qayıq ise suv ile Artına çekilmeğe.

Yiğit değen güzelge: Yırla, yarem, yırınnı, Qonaqbaylar sezmesin Yürekteki sınnnı...

Qıznm nazik sesini Eşitkende ayuvlar, Suvdan yalığa çıqıp, Dinlenir ve uluylar. Tek qart ayuv ökürip, Devam ete işini, Emir bere sürüge:

- Acıman küçüfiizni..

Dalğalarğa qoşulıp, Uzaqlaşa yır sesi.

Sofi qart ayuv qansıray, Başından ketip esi. Çıqıp olmay yalığa, Qara deniz suvları Etrafında çayqala. Taş kesilip, cesedi Ola - qaya, Ayuv-dağ, Şimdi o yerde "Artek" -Ülkede en güzel bağ.

Bu, elbette, efsane, Tabiatnın bir sırı. İnsan da taş kesilir, Eğer coyulsa yırı!



AYI DAGl (Efsane)



Zamanın zaman olduğunda, Zamanın zalim olduğunda . Kara deniz yalısı

Çatır Dağ eteğinde, Büyük Yayla koynunda Yaşlı bir ayı yaşamış. Bal sepeti bulmasa, Balık yakalayıp yemiş. Yular gelip geçmiş

Büyümüş ayı sürüsü, Aksakal diye seçilmiş Yaşlı ayılardan birisi. O yaşlı ayı ne derse, Kanım olmuş gençlere. Dinlemese birisi, Vurur imiş taşlara

Kış geldiğinde ayılar Yaşamışlar yalıda, Yaşlı deniz de durmamış Kendi eski halinde. Sürü ulumaya başlasa, O, köpürmüş, kudurmuş, Gemileri su yutmuş Olmamış hiç kurtulan.

Devirlerden birinde Azgın, beyaz başlı dalgalar Çok büyük bir gemiyi Esir edip almışlar. Sürünün aksakalı Emir vermiş gençlere: Kırmak için gemiyi, Vurup kayalara, taşlara . Ak yelkenli gemiyi Parça parça etmişler Orada bîr sandık bulup, Yaşlı ayıya gelmişler.

Sandık içinden çıkıyor Dilber bir genç kız çocuğu. Sonra aksakal o kızı Kendi yuvasına alır. Emir verir sürüye Kıza iyi bakmaya, Yerin dibinde olsa da, Ona yemek, su bulmaya. İşte böyle gün geçiyor, Hafta geçiyor, ay geçiyor. Ayılarla mağara içinde Kız da yiyor, içiyor.

Her baharda yalıda Açar lale ve sümbül. Güzelin nazik sesi Oluyor baharda bülbül. Kız, sevdalı türküsü ile Yalıları çınlatmış. Her baharda sürüyü Uykusundan uyandırmış. Onun tatlı şarkısına Sevda imiş o sürü, Dilberliğine ise Meftun imiş her biri. Bahar gelse, ayılar Avlanmaya gidermiş.

Kıza: - Yahya çıkma, -Diye, tembih edip gitmişler.

Güz günlerden birinde Deniz sanki kudurmuş... Sonra taşlı yalıya Dalgalar kayık vurmuş. O kayığın içinde Yatarmış bir oğlan. Takatinden kesilip, Susuz saranp solmuş

Görüp onu şu genç kız Çabuk yardıma gelir, Aklına onun Arkadaşları gelir. Delikanlıya su getirir, Ycdirir, içirir. Oğlan kendine gelince, Onunla günü geçirir.

İkisi de çatma kaş, Güzellerin güzeli. Birbirini sevmişler, Olacak iş, bu belli... Yiğit övüp kendi yurdunu, Kıza hikaye anlatıyor, Kayığımda sana da Yer var, - diyor ard arda. Sonra ikisi bir yürek Düşmeyelim diye tuzağa, Vedalaşıp yalı ile, Yol tutmuşlar uzağa.

Gök gürüldeyip, bulutlar Kaplamışlar adayı. (Tahmin etmemiş güzeller Görürüz diye sabahı!) Sürü yalıya inip, Meseleyi duyunca, Ulumaları dehşetli Zelzeleye benzeyince, Yaşlı deniz de sertleşip Dalgalanmış, köpürmüş. Oğlan, küçük demeden Küreklere yüklenmiş. Ayılar da başlamış Deniz suyunu içmeye, Kayık ise su ile Arkaya çekilmeye.

Yiğit demiş güzele: Şarkı söyle, yarim, şarkını, Elebaşılar sezmesin Yürekteki sırrını...

Kızın nazik sesini Duyunca ayılar, Sudan yalıya çıkıp, Dinlenir ve ulurlar. Sadece yaşlı ayı kükreyip Devam eder işine Emir verir sürüye:

Acımayın gücünüzü!

Dalgalara katılıp, Uzaklaşır şarkı sesi.

Sonra yaşlı ayı zayıf düşüyor Başından aklı gidiyor Çıkamıyor yalıya Deniz içinde kalıyor, Kara deniz sulan Etrafında çalkalanır. Taş kesilip cesedi Olur kaya, Ayı Dağı, Şimdi orada "Artek" var Ülkede en güzel bağ.

Bu, elbette efsane, Tabiatın bir sırrı. İnsan da taş kesilir, Kaybolursa şarkısı.

Arzı Kız Efsanesi Kırım Tatar Efsanesi

|

Çok eski zamanlarda Kırım'ın şirin yak boyunda, bağlar, bahçeler arasında cennet gibi bir yer olan " Mishor " köyünde " Abiy Aga " adında bir ihtiyarcık yaşarmış. Yaşına rağmen pek dinç, çalışkan, dürüst, herkese iyilik eden bir kişi olan Abiy Aga'yı bütün köydeşleri ve diğer köylerde olan tanışları çok sever , sayarlarmış.

Abiy Aga'nın evi; köyün aşağı mahallesinde, denize yakın bahçe içinde ufak eski bir evcikmiş. Yaz - kış demez bahçesindeki şeftali, elma ağaçları ve üzüm çotukları ile ilgilenir, onlara sevgi ile bakar ve çevrenin en iyi cins meyvalarını yetiştirmekten zevk alırmış. Fakat herşeyden çok, biricik kızı "Arzı"yı pek sever, üstüne titrer, onu en iyi şekilde yetiştirmeye çabalarmış.

Günler geçmiş, Arzı; uzun boylu, ince belli, kara gözlü, nar gibi kırmızı yanaklı dilber, güzeller güzeli bir kız olmuş. Yalnız güzel değil aynı zamanda akıllı, çalışkan, hamarat, dürüst bir kızmış. Bu özellikleriyle köyün bütün gençlerinin, hatta köy bayının oğlu " Bektekir " in de kalbini yakar, ancak Abiy Aga'ya Mishor'un namlı yiğitlerinden bir çok kudalar (görücüler) gönderilse de, Arzı kız kudalardan kaçar, görücülere çıkmak istemez, Abiy Aga'da: -Kızım daha küçüktür, ayrıca kızım kendi sevdiği yiğite varır... " diyerek güler yüzle, onları kırmadan geri çevirirmiş.

Köydeki komşu kart-anaycıklar (ihtiyar ninecikler) Arzı'yı gördüklerinde onun yanaklarını okşamadan, kartbaylar da Abiy Aga'nın yanından geçerken tütün çubuklarını daha ziyade dumanlatmadan, ona olan saygı ve sevgilerini göstermeden geçmezlermiş.

Güzel Arzı, baba ocağında, anasının yanında şen, mutlu bir yaşam sürer... Şen gülüşü, tatlı sesiyle söylediği türküler ve iyi huyuyla, bağda, bostanda, çeşme başında kızlar arasında da sevilen bir dost, aranan bir arkadaş olur.

Arzı zaman zaman yalıdaki ( deniz kenarındaki ) çeşmeye kızlarla su al­maya gider, yalnız olduğu vakitlerde de deniz kenarında oturur, çeşit çeşit rengârenk çakılları, denizin dalgalarını, ufku uzun uzun seyretmeyi, hayallere dalmayı pek severmiş.

Arzı kız bir gün yine çeşmeden su almaya gittiğinde, şahin bakışlı, aslan gibi, yakışıklı o güne kadar hiç görmediği bir yiğitle karşılaşmış. (Bu yiğit, Mishor'a 3 km. uzaklıktaki "Gaspıra" köyünden Emir Asan'mış.) Neden olduğunu bilmeden kalbinin titrediğini hissetmiş. Onu çok beğenmiş. Emir Asan'da aynı duygular içinde kalmış. Bu kısa bakışma ve görüşme dahi iki genç kalp arasında sevgi, muhabbet, aşk güllerinin açılmasına yetmiş ve asla birbirinin aklından çıkmaz olmuşlar. Aslında, Arzı'nın deniz kenarında dalgın dalgın dalgalan seyredip hayal kurmasının sebebi de buymuş.

Nihayet özlenen gün gelmiş. Gaspıralı Asan, Abiy Aganın evine hediyelerle donatıp, kudalar (görücüler) göndermiş. Allah'ın emri, Peygamberin kavli ile Arzı'sını istetmiş... Abiy Aga biricik kızını komşu köye gelin verip hasretlik çekeceğini düşünerek derinden göğüs geçirmiş. Lakin birbirlerine muhabbet besleyen iki genç kalbi birbirinden ayırmanın doğru olmayacağını bildiğinden sakalını kaşıya kaşıya, sevimli kızının da gönlünü hoş etmek için razılık vermiş... Güzel Arzı'cığın kız arkadaşlarının da katılmasıyla "nişan ayını" (töreni, eğlenceleri) yapılmış... İki genç bir an evvel muratlarına nail olma gününü beklerken, kış geçmiş, şen bahar gelmiş. Abiy Aga'nın bahçesindeki ağaçlar çeşit çeşit, renk renk çiçeklerle donanmış...

O devirlerde, Karadeniz'de, yelkenli ufak gemilerle Anadolu ile Kırım, Kafkasya sahilleri arasında mal alıp götüren, pazarlayan tüccarlardan " Ali Baba" adında bir bezirgan başı varmış. Mishor'a da çok gelip gidermiş. Ancak oralarda onu kimse sevmez, herkes ondan sakınırmış. Çünkü çok yalancı, dolandırıcı iki yüzlü ve sahtekârlığı ile meşhur şeytan gibi bir adammış. Ayrıca halk arasında onun yalı boyu köylerinden güzel, dilber kızları Anadolu'ya kaçırıp orada beylere, paşalara ve saray haremine sattığı da söylenirmiş.

İşte günlerden bir gün Arzı kız bakır güğümü ile yine çeşmeye su almaya gittiğinde bu kötü kalpli Ali Baba ile karşılaşmış. Onun korkunç, keskin bakışları Arzı'cığı öyle ürkütmüş, endişelendirmiş ki, hatta su almadan kaçmasına sebep olmuş. Ancak bu güzeller güzeli, dilber kızı gören Ali baba onun hakkında hiçte iyi olmayan şeyler düşünmeye başlamış. O günden sonra Ali baba ve tayfaları devamlı Arzı'yı izlemeye, onun ne zaman nereye gittiğini, hangi saatte ne yaptığını, kimlerle görüştüğünü tesbit etmeye çalışır, sık sık çeşme başında Arzı'nın karşısına çıkarak onu korkutur, kaçırırlarmış.

O yıl Mishor'da üç bayram bir kerede yapılmış. Baharın gelişi ile "Hıdır -İlyas" günü, kurban bayramı ve güzel Arzı'nın düğünü ( kurban bayramının 4.günü)

Bütün köy şenliklere katılır, neşe ile bayramı kutlar, herkez coşku içinde, her tarafta neşeli, hareketli oyun havaları, yırlar, türküler çalar, gençler horan teper, kaytarma oynar, kızlar "ay variraç, variraç" türküsünü yırlar, çınlar, maneler söylenir. Gençler arasında yavluk (mendil) alınıp verilir.

Tabiatıyla en şen ve kalabalık mahallede düğün evinin olduğu mahalledir. Zira Mishor köyünün sevimli çiçeği Arzı kız'ın küçük evine ve çevresine hemen hemen bütün köy halkı toplanmış. Hatta "Dereköy", "Ayvasıl", "Tavdayır" gibi uzak köylerden bile çok misafir Abiy Aga'nın yaptığı düğüne onu sevip sayıp gelmişler. Evler, sokaklar insanlarla dolup taşmış.

Bütün bu coşkulu, sevinçli şenlikler içinde bile Arzı'nın daima şen gönlü bir türlü neşelenememiş, hasretle beklediği sevdiğine kavuşacağı gün gelmesine rağmen içini tarifsiz bir sıkıntı kaplamıştı. Onun her zaman neşe ve sevgi ile atan kalbi sanki karanlık bir duman içinde kalmış gibi boğuluyor sebebini kendisinin de bilmediği bir keder onu neşelenmekten alıkoyuyordu.

Eğlenceler geç vakitlere kadar devam etmiş, güneş batmış, ortalığı alaca karanlık basmış, azametli "Ay - petri " kayası kara çarşaflara bürünüp uykuya dalmış, denizin gündüz ki masmavi aydın yüzü kararmıştı. Akşamın sessizliğini sadece yayladan dönen davarların ve onları sürüp gelen çoban kavalının uzaktan, uzağa gelen sesi bozuyordu.

Kendini bir kat daha güzelleştiren "Al şali" gelinlik kıyafetiyle, derin düşünceler içinde odasında oturan Arzı, birden oturduğu minderden kalkıp, odasından çıktı, içindeki sıkıntıyı biraz olsun dağıtmak için, son kez deniz yalısındaki çeşmesine gidip vedalaşmak istemişti. Bakır güğümü alıp, maramasını (başörtüsünü) başına örtüp evden çıktı...

Çeşmesinin başına geldiğinde mehtap çıkmıştı. Sebebini bilmediği yüreğini sıkan duygular içindeki Arzı, kendisini bekleyen büyük tehlikeden habersiz, denizin dalgalarının çıkardığı sesi, çeşmenin şırıltısını dinleyerek düşüncelere daldı. Bu yerlerde geçirdiği çocukluk günleri, çeşme başında her gün kızlarla yarenlik edişi, gözlerinin önünde canlanıyor, bu yerlerden, baba ocağından ayrılacağı için duygulu ve hassas Arzıcık hüzünlenip güzel gözlerinden inci taneleri gibi göz yaşlan dökülüyordu.

İşte tam bu sırada, çeşmenin üst tarafında bir şeyin kıpırdadığını farketti. Korkuyla doğruldu. Fakat aynı anda Ali baba çeşmenin üstündeki kayaların üzerinden bir kedi çevikliği ile atlayıp önüne gelmiş, karanlık yüzü ve korkunç gözleri Arzının üstüne bir kâbus gibi çökmüş, iki kuvvetli elde arkasından yaklaşıp onu yakalamıştı bile. Böyle pusu kurulup, kaçırılmak hiç aklına gelmeyen saf ve temiz düşünceli zavallı Arzıcık neye uğradığını şaşırmış, korkudan adeta dili tutulmuştu. Sadece tiz bir çığlık atabildi. Lakin anında iki kaba el ağzımda kapatmıştı. Zavallı kız bağırmak değil, nefesini bile zor alıyordu. Hain hırsızlar bu kıymetli avlarını yakalar yakalamaz hemen gemilerine koşmaya ve yelken açmaya başlamışlardı. Bezirgan başı Ali baba günlerdir izlediği fakat düğününün yapılmasıyla bütün ümitlerini kaybettiği bir sırada kıymetli avını böyle kolayca ele geçirmiş olmaktan büyük memnuniyet duyuyor. Bu güzeller güzeli dilber Arzı'yı saraya satarak alacağı altınların hayaliyle keyfinden korkunç, çılgın naralar atıyordu.

Arzı'nın çığlığını duyan Abiy Aga, Asan ve bütün düğün halkı ile birlikte endişe ve telaş içinde derhal yalıya (deniz kenarına) koşup geldiklerinde maalesef artık Ali babanın gemisi Karadeniz'in dalgalan arasında ufka doğru yelken açmış, uzaklaşmaya başlamıştı bile. Ne olup bittiğini gayet iyi anlayan halk şaşkınlık, çaresizlik, keder ve üzüntü içinde ufukta kaybolan yelkenli­nin arkasından bakmaktan başka bir şey yapamamış, donakalmış zavallı ihtiyar Abiy Aga da, bu felaket karşısında yığılıp kalmıştı.

Arzı'nın her zaman şen türküleriyle coşkun akan çeşme bile bu korkunç olaydan sonra yavaş yavaş suyunu azaltmış sanki Mishor halkının kederine. Arzım kaderine ağlarcasına suyu göz yaşı gibi damla damla akmaya başlamıştı.

Mishor'da çeşme başından kaçırılan bahtsız Arzı'yı Ali baba Ìstanbul'a getiriyor... O devirde dünyanın her tarafından zorla, kaçırılıp getirilen kızların büyük paralar karşılığında satıldığı esir pazarları varmış. Beyler, paşalar haremleri için buralardan cariyeler satın alırlarmış. Zaman zaman padişahın harem ağaları da bu pazarı yoklar, saraya lâyık dilber cariyeler ararlarmış.

İşte, güzel Arzı'da haydut Ali baba tarafından bu pazara getiriliyor. Onu gören bir harem ağası tarafından çok beğenilerek ağırlığınca altın karşılığı satın alınıp, sarayda padişahın huzuruna çıkarılıyor, padişahın büyük hayranlığını kazanan Arzı derhal emrine bakıcılar tahsis edilerek hareme alınıyor. Çok memnun kalan padişah Ali babaya ayrıca hazineden büyük ihsan ve bağışlarda bulunuyor.

Altınlar, ipekler, nimetler içinde padişahın özel lütfuna mazhar olan Arzı'yı ise hiçbir şey memnun edemiyor, gönlünü alamıyor. O yurduna, ana, babasına ve sevdiğine olan hasretinden her geçen gün daha fazla sararıp soluyor. Haremde herkesten, her şeyden uzak içine kapanık yaşamayı yeğliyor. Bir yıl içinde padişahtan olan oğulcuğu bile onun kederini, üzüntüsünü dağıtamıyor.

Nihayet günlerden bir gün bahtsız Arzı yine büyük bir yeis ve üzüntü içinde kucağındaki minik oğlu ile sarayın denize bakan kulelerinden birine çıkıp kendini yavrusu ile birlikte denizin soğuk sularına atıyor. Boğazın gümüş renkli dalgalan arasında kaybolup gidiyor...

İşte o akşam: Arzı kız kucağında yavrusu ile " Deniz anası" olup Mishor yalısındaki çeşmesine çıkıyor. Susuzluktan içi yanmışçasına kana kana su içiyor. Çeşmesinin taşlarını hasret, muhabbet ve sevgi ile okşuyor. Eski zamanlarda olduğu gibi yine deniz kenarında oturup derin düşüncelere dalıyor, neden sonra güzel yüzünü köyüne, evine doğru çevirip derinden, yürekten yanık bir " ahh..."çekerek tekrar denizin dalgaları arasında kaybolup gidiyor...

O günden beri derelerden az mI sular aktı, az mı yıllar, asırlar geçti. Lakin dilber Arzı hakkındaki bu efsane hatırdan hiç çıkmadı, unutulmadı, dillerde destan olup kaldı.

Ruslar Kırım’ı işgal ettikten sonra bu bölgeyi mülküne geçiren Prens Knyaz Yusupov bu efsaneden çok etkilenir ve destanda adı geçen sahile bir çeşme ve Arzı Kız ile Ali Baba’yı tasvir eden bir anıt inşa ettirir. Denizin ortasında da deniz kızına dönüşen Arzı Kızı kucağındaki oğluyla tasvir eden bronzdan bir heykel yaptırır. Heykel zamanla Karadeniz’in azgın dalgalarına dayanamayarak yıkılsa da bilahare yerine bronzdan bir heykel daha yapılmıştır. (
wikipedia)

(*) ARZI KIZ efsanesi: Kırım'ın yalı boyu köylerinden "Mishor" da XVII. asırda geçen bir olaydan kaynaklanmaktadır. Detaylara ilişkin ufak-tefek farklılıklar arz eden variantları varsa da, Kırım da halk arasında yaptığım araştırma ve derlemelerde bu şeklin en yaygın olarak söylendiğini tesbit ettim. Ayrıca "Kırım Efsaneleri* Simferopol. 1968, ve Cafer Bekir(ov)'un * Tatar Folkloru* Ukutuvçı neşriyatı, Taşkent. 1975 yayınlarından yararlandım. Dr. Y.Bektöre.
Arzı Kız -Eskişehir Kırım Folklor Derneği Yayınları , Eskişehir 1991 Sf.18

Efsane vatan kırım
sitesinden alıntılanmıştır

BEZDONNEYE (DiPSiZ) GÖL

| Pazartesi, Eylül 15
Bizim köye yakın güzel göl varmış. Kendisi yuvarlak, sahillerinde kamış büyüyormuş. Kenarında, dağda vişnelerle çevrilmiş eski mezarlık varmış İlkbahar günlerinde orda ağaçlar gece - gündüz temiz beyaz ışık ile parlıyorlarmış.

Söylentilere göre göl yerinde evvel bir köy varmış. Ordaki kişiler toklukta ve zenginlikte, tahta duvarlar arkasında zengin evlere yerleşmişti.

Bir zaman köye dilenci yaşlı adam gelmiş. O aç, yorgun ve ayaklarını güçlükle sürüklüyormuş.

O bir kapıyı çalmış. Yüzüne küfür söylemişler,
ikincinde cevap vermemişler.
Üçüncüsünde ise köpekleri üstüne salmışlar.

Yaşlı adam güçle kaçıp dağ başına çıkıp köyü lanetlemiş. Ve hemen köy yer altına gidip onun yerine göl ortaya çıkmış, diye söylüyorlar.

Dilenci mübarek yaşlı imiş Hozır İlyas. O zamandan beri gölü “Bezdonnoye” diye söylüyorlar. Çünkü orda yüzülmez, su aşağı çekermiş. Doğru mu değil mi bilmem. Şimdilerde gölden insanların horozların sesi duyuluyormuş.

İlnur Gaşigullin, 1999 Tataristan'daki Dağlar, Sular ve Ağaçlarla İlgili Rivayetler, (Bitirme Tezi)
Dr Aziz Ayva'nın çalışmasından (PDF) alıntıdır

Mayan Gölü Efsanesi

| Pazar, Şubat 10
Şimdiki Mayan kenarında eskiden Başkırtlar yaşıyormuş. Zengin ve malları çokmuş. Bir zenginin de çok güzel kızı varmış. Mayan isimli.

Göçmen Kazaklar da yakında yaşamışlar. Kız beşikteyken babası onu bir kazak zenginin oğluyla nişanlamış. Fakat oğlan beş yaşındayken çiçek hastalığına yakalanmış ve çirkin yüzlü olmuş. Kıza, yiğiti biraz yetiştikten sonra göstermişler. Kız delikanlının çirkinliğini görüp bayılmış. O bir yerli genç çobanı sevmiş ve babasının bu çobana vermeyeceğini anlayınca, nişanlısından kurtulma yolunu aramaya başlamış.

Günün birinde çok güzel giyinip, dost kızlarıyla çiçek toplamaya gitmişler. Bütün kıymetli eşyalarını ve çok para almış. Kızlar şarkılar söyleyip oyunlar oynayıp dalmışlar. Mayan ise belli etmeden çilekler arasına paralar atmış. Kızlar ise: “Para bulduk! Para bulduk!” deyip sevinerek, zıplayarak, hevese kapılıp Mayan’ı tamamıyla unutmuşlar.Mayan ağaçlar arasına gidip de kendiyle getirilen hancerle intihar etmiş. Kızlar bunu kaybedip aramaya başlamışlar ve sadece ölü gövdesini bulmuşlar. Onu birisi öldürdü diye düşünmüşler. Gece de onu seven delikanlı onun kabrine gelip de Mayan’ın kabri üstünde bıçağıyla intihar etmiş. Bu iki sevgilinin gözyaşından göl hasıl olmuş ve onu aşıkların hürmetine Mayan Gölü diye adlandırmışlar.

İlnur Gaşugillin-Tataristan’daki Dağlar, Sular ve Ağaçlarla İlgili Rivayetler,bitirme tezi.