Geçmişden Günümüze Gelen Efsaneler, Destanlar, Söylenceler, Mitoloji, Hikayeler, Masallar , Türk folklorik motifler, şehirlerin efsaneleri,öyküleri

Batı Trakya Efsaneleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Batı Trakya Efsaneleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Göllerin Adları ve Adların Nereden Geldiği

| Pazar, Ağustos 23

Göllerin adlarını nereden geliyor merak ediyorsanız aşağıda Türk dünyasından ve Türkiye'de ki bazı göllerin adlarının nasıl meydana geldiğine dair bir çalışmayı okuyabilirsiniz. bu çalışmayı kaleme alan Aziz Ayva'dır (Türk Dünyasında insan asıllı göl Efsaneleri) Bu göllerden bazılarının efsanelerini blogumuzda daha detaylı anlatımla bulabilirsiniz

Rabiga Gölü adını, hacca gitmek için yola çıkan ve yolda susuz kalınca dua

ederek Allah’ın hikmetiyle suya kavuşan Rabiga’dan almıştır: (Tatar)

Kaban Gölü adını, Tatar Türkleri’nin tarihî-efsanevî kahramanı Kaban’dan

almıştır: (Tatar). Kaban Bey, Tatar halkını Rusların zulmünden

kurtaran, onları yeniden tek millet olarak etrafında toplayan ve bu gölün

çevresini kendilerine yurt tutan bir kahramandır.


Serbi Gölü adını, kendisini evlâtlık alan zengin adamın, bir tanıdığına

satacağını duyan Serbi adlı kızın orada bulunan bir suya atlamasından

almıştır: (Tatar).


İyeli Göl adını, her gün güzel bir kız şekline giren ve gölde her sabah

özene bezene yıkanan iyeden almıştır: (Başkurt).


Pervane Gölü adını, ayrı kentlerden olan ve birbirlerini görebilmek için

delikanlının, köyleri arasındaki gölü aşmak zorunda kalan sevgilisi

Pervane’den almıştır: (Azerbaycan).


Abdülharap Gölü adını, kendisini ağırlamayan köylülere beddua edip onları

şiddetli yağmurlar altında bırakan misafirin zamanla bozulmuş adından

almıştır: (Adıyaman/Çelikhan). Bu gölümüzün adında,

iyilik timsali Abdül... adı ile, meydana gelen olayın sonucuyla ilgili harap

kelimesini birleşmiş olarak görüyoruz.

Gölün bir bölümü, orada boğulan bir gelinin adıyla anılır: Gelin

Boğan (Adıyaman/Çelikhan).


Çıldır Gölü adını, dokuz burma musluklu çeşmesi bulunan şehirdeki Göyçek

adlı kızın, çeşmeleri burmayı unutmasıyla bütün şehrin sular altında kalması

ve etraftan da bunu görenlerin çıldıranın gölü, çıldırmışın gölü

söyleyişlerinin bozulmasından almıştır: (Ardahan).

Gölün bir bölümü; adını, sevgilisiyle buluşmak için yüzerken orada

boğulan Hafız adlı gençten almıştır: Hafız Boğulan (Ardahan).


Hz. Ali Gölü adını, bir sefer sırasında gezinti yaparken göldeki ejderhayı

gölün dibine bağlayan ve halkın böyle bir zulümden kurtulmasını sağlayan

Hz. Ali’den almıştır: (Artvin).


Göl; adını, modern Türk hikâyeciliğimizde (Sabahattin Ali, Hasan

Boğuldu hikâyesi) de işlendiği üzere, hazin bir aşk hikâyesine bağlı olarak

delikanlının, coşkun akan suların bir bölümünde boğulmasından almıştır:

Hasan Boğuldu (Balıkesir).


Baho Gölü adını, hiç insan içine karışmayan, sürekli olarak gölün yanına

sırt üstü uzanıp gökdeki yıldızları seyreden, zamanla da bu yıldızlardan

birine âşık olan Baho adındaki çobandan almıştır: (Diyarbakır/Çarıklı köyü).


Gölbaba adını, kendisine yiyecek vermeyen köylülere beddua edip onları

sulara gark eden veliden almıştır: (Edirne/Değirmenyeni köyü).

Türk düşünce sistemine göre göllerin iyeleri olduğu düşünülürse gölün

adındaki baba kelimesi de bu gölümüzün insan asıllı olduğunu

göstermektedir.


Hazar Gölü adını, Kilise Papazı’nın kızına âşık olan ve onunla buluşmak

için her gece Hazar’ın sularını yüzmek zorunda kalan Çoban Hazer’den

almıştır: (Elâzığ).


Şeyhin Gölü adını, yakınında sürekli olarak ibadet eden, keramet sahibi bir

Şeyh’ten almıştır: Şeyhin Gölü (Elâzığ/Palu).


Ali Gelmez Gölü adını, arkadaşlarıyla yüzmeye giden Ali adındaki gencin suya

dalıp bir daha çıkmaması ve arkadaşlarının, “Ali gelmedi!” söyleyişinin

zamanla bozulmasından almıştır: (Elâzığ/Palu).


Gavurun Gölü adını, bir göl yaptırarak suyu ile orada turfanda sebze yetiştiren

bir Ermeni’den almıştır: (Erzincan/Davarlı köyü).


Kadı Gölü adını, çok az suyu bulunan bir yerden atıyla geçmek zorunda

kalan ve geçerken de orada kaybolan bir kadıdan almıştır: (Erzincan/Kemaliye).


Pir Gölü adını, içinde yaşadığına inanılan bir pirden almıştır: (Erzincan/Palu).


Balıklı Göl adını, savaş sırasında gölden kaybolan, savaş bitince de geri

dönen rengarenk balıklar bulunan bir havuzun bekçiliğini yapan Balıklı

adındaki evliyadan almıştır: (Erzurum/Balıklı köyü).


Gelin Geldi Gölü adını, sevmediği biriyle evlendirilmeye çalışılan bir gelinin,

düğün alayının konaklaması sırasında, oradakilerin gözleri önünde sulara

doğru dalıp gitmesi, kaybolması ve sulardaki en ufak bir kıpırdamanın da

gelinin geleceğine yorulması olan “Gelin geldi!” söyleyişinden almıştır:

(Erzurum/Ilıca).


Tortum Gölü adını, sevdiği gençle evlenmesine izin verilmeyen ve son arzusu

olarak da oraya kendi adının verilmesini isteyen Tortum adlı bir kızdan

almıştır: (Erzurum/Tortum).


Hekti Ahmet Gölü adını, gözlerini mal hırsı bürümüş iki damadın, o yörede varlıklı

biri olan kayın babaları Hekti Ahmet’i göle atmalarından almıştır: (Giresun).


Can Boğ Gölü adını, her yıl etrafında panayır yapan Rumlar’ın ayrılırlarken bir

kişiyi boğup göle atmalarından almıştır: (Giresun/Kavaklıdere

köyü).


Sapanca Gölü adını, kendisine yardım etmeyen köylülere, saban veya

sapancılıkla uğraşan bir dedenin beddua edip onları sulara gark etmesi

sonucundan almıştır: (Kocaeli).


Sultan Gölü adını, güzelliğiyle dillere destan Sultan’ın, yanık kavalıyla

peşinden koşturduğu Külâhçıoğlu’nun aşkından kendini göle atmasından

almıştır: (Sivas).

Hz. İbrahim Gölü/Balıklı Göl adını, Hz. İbrahim’in kâfirler tarafından ateşe atılıp, ateşin göle

dönüşmesi sonucunda o peygamberden almıştır: (Urfa).


Nemrut Gölü adını, İslâma karşı savaşan Nemrut adındaki kâfir bir

hükümdardan almıştır: (Van).


Ahtamar, Akdamar Gölün bir bölümü veya göldeki ada; adını, sevdiği Hrıstiyan kızla

buluşmak için aralarındaki gölü her gün yüzmek zorunda olan bir gencin, bir

gece sulara kapılarak can havliyle bağırdığı sevgilisinin adının zamanla

bozulmasından almıştır: (Van).


Budala Efendi ve Cami Efsanesi - Batı Trakya Efsanesi

| Cuma, Ekim 24
Budala Efendi'nin Mekke'de bi camisi varmış. Bi de Şahin'de, Ulucan'da var, bi tane camisi... Bi de bizim köydeki cami... Onlar bi gecede kurulmuşlar...

Ondan sonra Budala taşta. Şıh (şeyh) bi gece hastaymış... Saba bakıyolar cami mazi... Mazisi yok..Bu budala Efendi bunları yaptırmış. Gidiyo Mekke'de kılıyo, bu Budala Efendi, Şahin'de, Ulucan'da kılıyo... Cuma namazına geliyo bizim camide kılıyo... Budala taşlarının kalmasının sebebi odur. Budala, taşlarla geliyo İsice'nin başına. Hoca bizim köyde ezan okuyo. Allah Allah... diyo. Çıkarıyo kuşağını, bakıyo saatine.. Daha beş dakka var... diyor... Bu hoca diyor niye acele ediyo camide namaz kılmaaa. Dikkat ederseniz bizim camide beş dakka namazı geciktirirler... Ondan sonra o geliyo yine namazını kılıyo... Cuma namazını çıktıktan sonra o çeşmenin önüne, bizim dutun altına geliyo... Diyor ki Çamlı Hüseyin Ağaymış imamın adı, "Çamlı Hüseyin Ağa" diyor. "Niye" diyor "bugün acele ettin sen" diyor.. Cemaate namaz kıldırmaya neye acele ettin diyor.. İmam diyor "Budala Efendi ben acele etmedim saat acele etti, saat diyor". Saatin zembeleği çıksın diyo" Budala Efendi. O zaman kuşak, aynı dakkata duşağın arasında parça parça olmuş saat. Ondan sonra anlıyorlar bunun ne olduğunu... Ve bu sefer üç gün sonra Budala Efendi dünyayı değiştiriyor. Caminin sahibi olduğunu, orda o olduğunu biliniyor. O olduğuna dair... Bizim cami tekin değildir. Hiçbir zaman... Mahya yapılırken her sene kurban alıyor.

Nokta, 1988, Iskeçe, Derleyen: Abdürrahim Dede

CAMİ

Bak ben bikere gözümlen şahidim... Caminin üstünü ben bi sene aktardım... Rıza parayı verdi. Ben üstünü yaptım... Akşamleyin üç tane kiremit yetmedi. Okul vardı yanında. O yıkılık okuldan üç tane kiremit aldım. Yaamur yayıpta duvara girmesin diye koydum camiye... Sabahınan gittim, o üç kiremidi almış, yerinden yerine koymuş... Yok yerinde... Ben ondan sonra gittim kendi pansanan üç tane kiremit aldım. Koydum üstüne... Onları atmadılar.

Savaşta... Yine camiye dokunucam...
Almanlar, bu Yunanlar, Yunan askerleri geldi.Bizim köyden geçiyorlardı. Annadın mı, camiye koydular. Camiye girdi askerler. Yunan askerleri dokuz kişi. Sabahleyin, Hayri inan ki, bunu ben gözümlen gördüm, yetiştim... Dokuz kişiden bi tanesi sağlam değil ve Yunanlılar da o gece daa sabah namazında kaçtılar köyden, annadm mı kimisinin gözü gitmiş bir tarafta, kimisinin kaşı gitmiş bi tarafta. Camiye zorla girdiler yattılar, ama bi tane sağlam çıkmadı camiden.

Ve derler ki, üç tane Bulgar askeri, girmiş böyle. Karşıklar'ın evinin altın, Neciplerin İbram dayının evinde tarla sıçanı olmuşlar. Yani böyleydi...
Köresten'de çok eski bi cami varmış kapalımış. Ne zaman Bularlar oturdu bizim köyde, bir tabur piyade bir tabur da topçu. Camiye gittiler açma, ama camiyi açamadılar ve içeriye giremediler, bu caminin kurulduğunu bilen yokmuş.

Kurban Tepe Efsanesi - Batı Trakya Efsaneleri

|
Erenler yolu üzerinde pek çok şehit mezarları bulunmaktadır. Batı Trakya'yı fethederken şehit düşen erenlerden birisi de Menetler köyü yakınında Kurban Tepe'de yatmaktadır.

Bu erenin ve Kurban Tepe'nin hikâyesini Hasan İsmailoğlu şöyle anlattı:

"Biz dedelerimizden duyduğumuza göre, çok eskiden köyün suyu Kurban Tepe'den gelirmiş. Her dokuz yılda bir de köyün suları kesilir, bölgede kıtlık olurmuş. Tepe o zaman sesler çıkanp köylülere zamanın geldiğini, kurban kesmeleri gerektiğini hatırlatırmış. Kurbanlar kesilince de dokuz sene boyunca bol bereketler olurmuş.

Halâ her dokuz yılda, dokuz sığır kesilerek Kurban Tepe'de mevlütler okunur, dualar edilir. Bütün Batı Trakya halkı mevlüde davet edilir.

Bu bölgedeki köylüler her dokuz yılda bir kurban kesmezlerse kötü olaylarla karşılaşacaklarına ve kıtlık olacağına inanırlar.

Kaynak kişi: Alirıza ismail
Doğum yeri: Delinazköy Gümülcine (komotini) Yaşı: 60
Derleyen: ilknur Halil Halil

Rûşanlar Efsanesi - Batı Trakya Efsaneleri

|
Burası İslâm olmazdan önce, Anadolu'dan bir zât otuz kırk askerlen gelmiş. Buralara yerleşmek istemiş. Nereye yerleşelim diye söylenmişler. Zât, Kaziler'den bir mızrak atmış ve Rûşanlarda saplanmış(l). Zât, askerleriyle birlikte Rûşanlar'da yerleşmiş.

Domutukaya(2) yakın bir yerde kendisine ait bir yer seçmiş. Kendisine orda bir tekke yapmış. Askerleri dâima savaşırlar, daha sonra bu tekkeye gelir, kazan kaynatır, yemek yerlermiş.

Gümülcine'ye yakın bir yerde bir kale varmış. Askerler bu kaleyi almak istemişler. Zât demiş ki, eğer kaleyi almakta zorlanırsanız beni anın, ben yanınıza gelirim. Askerler kaleye doğru ilerlemişler. Karşılarına Sankız adında bir ordu çıkmış. Hemen zâtın adını anmışlar. Zât, tekkesinden çekilmiş, atını zorlayarak askerlerin yanına varmak istemiş. Atı yolda ölmüş. Orasının adını Atmezar koymuş. Yıllarca sonra mezarın üzerinde at şeklinde bir ağaç bitmiş. Bunu değil dedelerimiz, hatta babalarımız bile hatırlamıştır.Yoluna devam etmiş.

Kendisinin fındık ağacından bir kılıcı varmış. Karşısına büyük taşlar çıkmış. Zât, demiş ki, taşta mı keramete kılıçta mı? Fındık ağacından yapılmış kılıcıyla taşlan doğramış. Sarıkız'a ulaşmış. İlkin Sankız ona üç defa taş atmış. Zât, elleriyle karşılamış. Sankız, hadi demiş, sıra sende. Zât, kızı tutmuş ve parçalamış. Kızın şapkasını fırlatıp atmış, şapka Şepkâne'ye düşmüş. Daha sonra saçı Sıçanlı'ya, bir ayağı Baldıran'a, diğer ayağı Akbıldır'a düşmüş(3).

Bu yerler köy, kasaba ve orman olarak adlarını korumaktadırlar. Askeriylen Gümülcine'ye ulaşmış ve Misine Kalesi'ne bir dua etmiş. Misine Kâlesi'nin altı üstüne dönmüş, yıkılmış.

Derleyen: S. Burhanettin Akbaş
Kaynak kişi: Hüseyin Apti ;Yaşı: 85 ; Gümülcine Yunanistan
(Ercdyes Dergisi, s. 166, ekim 1991, Kayseri) Kaziler (Gâziler_ ve Rûşanlar, bölgedeki mevki adlandır.

(1) Domutukaya: Dimetoka. Bu isim Rumca olmasına rağmen Domutukaya şeklinde söylenerek sanki Türkçeleştirilmiştir.
(2) Şepkâne, Sıçanlı ve Akbıldır, Gümülcine'de mevki adları, Baldıran ise Gümülcine'ye bağlı bir köydür.

Bayatlı Adı ve Anagöl Efsanesi - Batı Trakya Efsaneleri

|
BAYATLININ ADI İLE İLGİLİ RİVAYETLER

Pagurya köyünün eski adı olan Bayatlı kelimesi ile ilgili olarak iki rivayet dolaşmaktadır.

"Bunlardan birincisi: güya bundan 250 300 yıl önce iyi cins atlan ile meşhur bir boy. Buralara gelip yerleşmiş ve bunlar (Bir boyatlı) denmiş. Kelime, zamanla (Boyatlı) şekline girmiş. Daha sonra da şimdiki söyleniş şeklini almış ve (Bayatlı) olmuştur.

Diğer rivayete göre ise, köyün biraz güneyindeki bir bölgede yıllarca süren savaşlar olmuş. Her iki taraf ta büyük kayıplar vermiş. Taraflardan birinin komutanı:

Bu iş artık çok bayatladı demiş. İşte o zamandan beri de köyün adı (Bayatlı) kalmış." (Nokta Iskeçe Gazetesi)

ANAGÖL EFSANESİ

Bayatlı'nın güneydoğu tarafına bakan kısmından, Kurşunluk denizine doğru bir yol gider. Bu yolun kenarında sazlarla örtülü çevrili bir göl vardır. Bu göle "Ana Göl"derler. Balığı ve ördekleri çok boldur. Eskiden bu gölün kenarında, her sene "Tekke kurulurdu. Kurbanlar kesilir, pilavlar pişer, ayranlar içilirdi. Bütün ahali hayvanlarıyla, kağnılarıyla varsa traktörleriyle oraya akın ederlerdi. Herkes o gün adağını kurban eder dualar okurdu. Hatta benim oğlum küçükken çok sık hastalanırdı da, annesi bu tekkeye bir adak adamıştı. Oğlum 14 yaşına basınca beraberce Tekkeye gidip kocaman bir koç kurban etmiştik. Tabii o zamanlar artık "Tekke" kurulmuyordu.

Yine bu yerlerde, eskilerin anlatmasına göre şöyle bir olay olmuştur: Bu civarlarda (köy ile göl arası bir yerde) günün birinde iki gelin alayı karşılaşırlar. Tabii o zaman böyle taksiler, otobüsler yok. arabalar, atlar bir çoğu da yayan giderdi alaylarda,iki gelin alayının karşılaşması ise çok kötü bir alametti. Böylece iki alay birbirine girmiş ve kopan kavgada çok kan dökülmüştür. Bu arada iki taze gelin de ölür. O yüzden buralar uğursuz sayılmıştır.

Nokta, S: 21, 7.10.1988, Iskeçe
Derleyen: Abdurrahim Dede

Gelin Mezarı Efsanesi - Batı Trakya Efsaneleri

|
Gelin Mezarı denen yer küçük bir binadır. Binanın içinde bir mezar, mezarın üzerinde de bir şilte1 örtülüdür. İnsanlar buraya mumlar yakarlar, dilek dilerler.

Buraya gelin mezarı demelerine gelince de, çok eskiden Karaoğlan köyünde bir kız varmış. Bu kızla oradan bir oğlan birbirlerini çok severlermiş. Fakat kızı Karaçukur köyünden başka bir oğlana vermişler. Düğün günü Karaçukur köylüler gelini almışlar giderlerken Gelin Mezan'nın olduğu yere tam geldiklerinde bir sakırga çıkmış, katırın üstündeki gelini uçurmuş. Sakırga geçince herkes gelini çok aramış ama bulamamış. Gelin kayıplara karışmış gitmiş. Yalnız gelinin katırın üzerinden uçtuğu yerde üç damla kan görmüşler. Daha sonra da gelinin sevgilisinin düğünden önce sevgilisine kavuşmak için o kanın olduğu yerde dua ettiği öğrenilmiş. Aynı yere gelince sakırgayla birlikte gelin de kaybolup gitmiş. Bundan sonra halk düşünmüş taşınmış gelinin erenlere kavuştuğuna inanmışlar ve o üç damla kanın aktığı yere bugünkü tekkeyi yapmışlar. Tekkenin içine gelinin mezarını yapmışlar, şiltesini sermişler. O günden bu yana Karaoğlan'da her sene geleneksel olarak maya yapılır, kurbanlar kesilir, pilavlar yapılır ve bütün çevre köyler mayaya davet edilir.


Şilte: Batı Trakya'da hemen hemen bütün evlerde bulunan kare şeklinde içi pamukla doldurulmuş, odanın içinde kilimlerin üzerine konup oturulan bir yazgı çeşididir.

Kaynak kişi: Ramadur Salih
Doğum yeri: Iskaçe
Yaşı: 48

Karaoğlan Tekkesi Efsanesi - Batı Trakya Efsaneleri

|
Denizden beşyüz altıyüz metre yükseklikte Karaoğlan Dağı tepesinde bir Tekke var. Karaoğlan Tekkesi. Orası çok yokuş, çok serin. Hatta yazın bile üşürsün, oranın her sene "mayası" olur. Aşağıdan ovalılar da gelirler ama çok az gelirler. Çok yokuş olduğu için gözü almaz gelsinler...

Söylentilere efsanelere göre Karaoğlan Tekkesi bir, bir de Yenice'de, ovada bir Tekke varmış. Yenice Tekkesi. Akbaba kalırmış orda. Bir Ortaköyünde yani Karaçanlarm altında bir Tekke varmış, adı Bozoğlan'mış. Şimdi Ortaköy köy bile dil. Yalnız bir mezarlık kalmış. Bunlar üç kardeşmişler. Birisi Yenice'de kasabada, birisi Ortaköy'de, birisi Karaoğlan'da evliyalık yaparmış.

Karaoğlan'daki evliya bir gün Yenice'ye Akbaba'ya giderken almış mendilini, bir mendil soğuk su götürmüş... Yenice'deki evliya ayakkabıcılık yaparmış... Karaoğlan evliyası asmış suyu oraya, duvara demiş: Birader, kardaşım. Sana Karaoğlan'dan yalnız bir mendil buz gibi su getirdim,serinleyesin diye.

Fakat o anda çok güzel bir kadın gelmiş bir çift ayakkabı ısmarlama. Neysa Akbaba, ayak kabıcı ya, ayakların ölçüsünü alırken ne de olsa tabi kadın eteklerini yukarı çekmiş. Çok ta beyaz baldırları varmış. Baldırlarını görünce Karaoğlan'daki Tekke içi bozulmuş. Bir de ne baksın kardaşı, o Yenice'deki Tekke, Akbaba yaani; Men dilden su başlamış damlamağa... Demiş: "Birader kendini topla "Kendine gel" demiş. Bak su damlamağa başladı. Karaoğlandaki tekke kendine gelmiş. Mendilden de su damlamamış o zaman. Ak baba demiş: Ya demiş, Karaoğlanda, dağda, balkanda evliyalık yapmak kolay, kasabada yapmak zor işte."

Kaynak: (Abdurrahim Dede, Batı Trakya Türk Folkloru,1978) v.v.Â
Derleme yeri: Karaoğlan Cümülcine
Anlatan: Mümin Karabaş Yaşı: 72

Küplü kurbanı Geleneğinin Efsanesi - Batı Trakya Efsaneleri

|
Kozlardere, (bugünkü resmi adı Linos). Komotini (Gümülcine)'nin batısında ve şehire 13 kilometre uzaklıkta orta büyüklükte şirin bir köy. İnsanlarmm çalışkanlığı ve özellikle toplum standartlarına göre oldukça çok sayıda üniversite mezunu vermekle tanınır.

Yıllardır bu şirin köyümüzde bir gelenek hiç aksatılmadan köy sakinleri tarafından başarılı bir şekilde sürdürülmektedir. KÜPLÜ KURBANI. Kesin bir tarihi olmaksızın, genellikle hasat zamanında her yıl gerçekleştirilen bu gelenek, çok uzun yıllar öncesinden gelmekte ve bir efsaneye dayanmaktadır.

Kozlardere köyünün eteklerine kurulduğu dağların üzerinde, yaklaşık köyden 45 kilometre uzaklıkta düz bir alan vardır. Burası Küplü'dür. Bugünkü köy halkının ataları yıllar önce burada yaşarmış. Daha sonraları göç edip bugünkü köyün olduğu yere yerleşmişler.

Bir efsaneye göre, yıllar önce Küplü'de "kıran" adı verilen salgın bir hastalık baş gösterir. Salgından birçok genç ve yaşlı yaşamını yitirir. Küplü sakinleri çaresizdir. Ellerinden hiçbir şey gelmez. Hastalığa yakalananların ölümü beklemekten başka çareleri yoktur. Genç delikanlıların, kızların, çiçeği burnunda gelinlerin kaybı acı üstüne acı eklemektedir.

Bir gün bir ihtiyar çıkagelir köye. Toplumsal özelliklerimize has bir şekilde ağırlanır. Yemek yenip camide namaz kılındıktan sonra köy odasında sohbete oturulur. Laf lafı açar ve köylünün derdi "ak sakallı dede"ye anlatılır. Dede köy halkına, kurban kesmelerini, kurban etini köy halkına ve etraftan gelecek olanlara sunmalarını; ayrıca bir sahan etki pilavın da bir köşeye bırakılmasını söyler. Sohbet biter ve dede alır yolunu gider.

Çaresizlikten kıvranan insanlar bunu yapmağa hazırdır zaten. Hemen bir dana kurban edilir. Pişirilen etki pilav okunan mevlit ve dualardan sonra katılanlara sunulur. Bir sahan pilav da bir köşeye bırakılır. Sanki herşey o dananın kanındaymış. Akan kan gibi "kıran" da gitmiş ve köy salgından kurtulmuş.

Olaya çok sevinen Küplülüler "ak sakallı dede"yi her ne kadar aramışlarsa da bulamamışlar. Fakat bu geleneği de hiç aksatmadan sürdürmüşler.

Yine bir yıl, kesilecek kurban getirilip ağıla kapatılmış. Hazırlıklar tamamlanıp misafirler çağrılmış. Kurbanın kesileceği gün, bir de bakmışlar ki, kurban yerinde yok. Bir telaş almış Küplüleri. Dağa taşa, her yere dağılıp aramaya başlamışlar. Bulamayıp geri dönmüşler ve başka bir danayı kurban etmeye karar vermişler. Fakat sabahın ilk ışıklarıyla beraber, kendilerine "kurban" öneren "Dede"nin danayı kaybolduğu ağıla bırakıp hemen gözden yittiğine tanık olanlar olmuş. O gün bu gündür "Dede"nin Tanrısal bir güç olduğuna inanılır ve bundan dolayı bu geleneğe "Dede Kurbanı" diyenler de vardır. Köyü hastalıktan kurtaran bu tanrısal gücün köyün koruyucusu olduğuna da inanılır.

Yunanistan'da yaşanan iç savaş yıllarında, bu köyümüze çeteler tarafından zarar verilmesini "Dede"nin önlediğine inanılır.

Yine bu savaş yıllarında bir komşu köyü tepeden tırnağa soyan çeteciler, Küplü köyünden geçmektedirler. Fakat her zaman kötülüğün karşısında olan "Dede" çeteciler köye ayak bastığı anda onları cezalandırır. Her yer ateşler içinde kalır. Çeteciler çalıntı malları olduğu gibi bırakıp kaçarlar. Daha sonra bunlar, köylüler tarafından gerçek sahiplerine verilir.

Kozlardere köyünde yaşamın bir parçası haline gelen, eski yerleşim yerleri olan Küplü'den getirdikleri bu gelenek hiç aksamaz. Aksadığı anda "Dede"nin köyü cezalandıracağına inanılır. Nitekim yakın geçmişte, çalı çırpı ile çevrili mezarlığın çevresinin duvarla sarılması kararlaştırılır. Ekonomik durumları pek iyi olmasa da halk, elinden geldiğince yardımda bulunur ve elbirliğiyle duvarlar örülür. Bu yıl duvarları ördük, ekonomik durumumuz kötü, bir de kurbana masraf etmeyelim, kurban işini gelecek yıla bırakalım, diye bir görüş benimsenir köyde. Benimsenir ama, gel gör ki "Dede"bunu asla kabul etmez. Ceza gerçekten ağırdır. Birkaç haftaya sığan tam yedi ölüm. Köyde bir telaş. Herşey bir yana bırakılıp cepler son haddine kadar zorlanarak kurban gerçekleştirilir ve köy "Dede"nin cezasından kurtulur.
İşte, Küplü veya Dede kurbanı diye adlandırılan ve her yıl aksatılmadan sürdürülen geleneğin dayandığı efsane budur.

Kaynak: (Şafak 27,1992, Gümülcine)

Karaca Ahmet, Karaca Ayşe Efsanesi - Batı Trakya Efsaneleri

|
İskeçe'nin Büyük Emirli köyüne yüzyıl kadar önce, bir adam kızıyla beraber geliyor. Köyde onları kimse tanımıyor. Karaca Ahmet adındaki bu adam Karaca Ayşe'yle beraber, köylülerden bir kulübelik yer istiyor. Köylüler yer vermiyorlar ve onları kovuyorlar.

Karaca Ahmet'le kızı Karaca Ayşe bu kez, köyün Bahçeoluk denilen yukarı mahallesine gidiyorlar. Oradakilerden de yine bir kulübelik yer istiyorlar. Köylüler yine vermiyorlar. Karaca Ahmet güneşli bir havada elindeki mızrağını yere saplıyor. Öyle bir su akıyor ki, dereler gibi... Kuraklıktan sızlanan köylüler, dereler gibi akan suyu görünce şaşırıyorlar. Karaca Ahmet ve kızı Karaca Ayşe'nin peşine düşüyorlar. Ama adam ve kızı hep on adım önden gidiyor. Köylüler bir türlü yetişemiyorlar. Adam Şahin'e varmadan köprüye yetişiyorlar. Karaca Ahmet burada köylülere "Dönün bana borçlu olun" diyor ve kızıyla kayboluyor.

Karaca Ahmet'in türbesi Şahin de caminin içindedir. Ziyaret yeridir. Karaca Ayşe'nin türbesi ise Şahin çayının yukarı bir tepesindedir.

II. Dünya Savaşı'nda Almanlar geldiğinde bu tepede bu türbeye top atıyorlar. Fakat türbeye dokunamıyorlar. Yalnızca bir köşesinden azıcık yıkılmış köşesi bulunuyor. Almanlar "Bu bina nedir, neden yıkılmıyor?" diye soruyorlar. Orada bir keramet olduğunu anlayıp dokunamıyorlar. Karaca Ayşe'nin türbesi şimdi bir adak ve ziyaret yeridir.

Derleyen: Feyyaz Sağlam
Yöresi: Büyük Emirli köyüIskeçe
Kimden derlendiği: Saliha Çin'den
Kaynak: Feyyaz Sağlam arşivi

Evren Gölü Efsanesi - Batı Trakya Efsaneleri

|
"Okçular altında, Karasuyun doğu kıyısında Evren Gölü diye bir göl var bugün. Bu göl eskilerimizin anlattığına göre: Okçulardan bir delikanlı varmış. Bugünkü Evren gölünün olduğu yerde eskiden orman varmış. Göl yokmuş. İşte o ormana o delikanlı oduna gidermiş. Arabasını koşar veyahut eşeği alır odun kesmiye. Evine odun getirirmiş.

Birgün ormanda odun keserken çok güzel bir peri kızı çıkmış yanına. Kızı görünce aşık olmuş zavallı delikanlı. Kız ona doğru gelmiş, o kıza yürümüş. Oturmuşlar, konuşmuşlar, sevişmişler. Odun kesmiş, peri kızı ona yardım etmiş. Yükletmiş odunlarını gelmiş köye. Fakat o delikanlıcık zavallı, hiç uyuyamamış. Peri kızı aklından çıkmamış. Zor beklemiş sabah olsun gitsin ormana odun kesmee. Sabah olunca gene ormana gitmiş odun kesmee... Gene peri kızı çıkmış oturmuşlar,konuşmuşlar, sevişmişler... Evine dönmüş. Ertesi günü gene oduna gitmiş. Aylarlan peri kızınlan sevişmiş. Fakat günün birinde peri kızı demiş. Şenlen demiş biz gidelim memleketime. Benim evrenime. Orada yaşayalım.

O demiş Pekiy...

Kütün üstüde öyle oturur konuşurlarken peri kızı almış bunu, bir gürültü, bir sakırga almış gitmişler, nere girmişlerse. Ondan sonra ne peri kızı görünmüş, ne de Okçular delikanlısı görünmüş. Fakat onların oturdu yerde Kocaman bir göl olmuş. Bugün de göl ve gölün ismi EVREN GÖLÜ kalmış..."

Derleme Yeri: Sünnetçiköy İskeçe
Kişi: Rıza Mutuş Yaşı: 48
Kaynak:
(Abdürrahim Dede, Batı Trakya Türk Folkloru 1978).

Göç Efsanesi - Batı Trakya Efsaneleri

|
Bizim köy, dedelerimizden, babalarımızdan işittiğimize göre çok eskilerden kalma. Hatta işte cami beşyüz, beşyüz elli senelik cami. Kitabesinde sekizyüz altmışüçte yapılmış diye yazıyor. Cami yapılmazdan önce buraya iki kişi gelmiş. Ama nereden gelmişler, Anadolu'dan mı gelmişler, yabancı iki tane insan gelmiş. Birisinin ismi Yunukoğluymuş, diğerinin ismi de Ummanoğluymuş.

Bu Umman'la Yunuk bu köye birer kulübe yapmışlar. Başlamışlar burada düzce yerleri kazmağa, ekmeğe. Birkaç koyun, keçi edinmişler, sığır edinmişler. Epey sene tabi geçmiş, iki koyun derken üç olmuşlar, dört olmuşlar... Hayvanlar çağırkeydin insanlar da çoğalmış... On hane olmuşlar. O zaman bu cami yokmuş... Cami olmazdan önce bütün insanlar,, buralarda yaşayan bütün insanlar giderlermiş Sanyere. Sarıyer Camisine. Cuma namazına. Ama Sarıyer Soğucaktan aşağı yukarı ayakta tabi, veyahut katırlan, balkan yolu, en azından beş altı saat uzaklığında. Neyse köy çoğalınca, demişler. "Burya bir cami yapalım. Cami yapmışlar ve bugün de cami halen çok güzel, büyük bir cami. İkiyüz üçyüz kişiya alabilir içine rahatlıkla. Gördün. Velhasıl bizim köy büyümüş. Buraları barındıramaz olmuş insanları. Kaçmışlar burdan üç beş hane yukarı bir düzle gitmişler. Orda bir köy kurmuşlar. Sonra yavaş yavaş elli hane olmuş onlar da... Tekrar bizim köy çoğalmış... Çoğalınca Yukarı Soğucağı kurmuşlar... Orası da 40 hane olmuş. Orası da barındıramamış. Tekrar birkaç hane kalkmış gitmiş Karaoğlana. Karacalara... Karaoğlan, Karacalar köyünü kurmuşlar... Gene olmamış... Soğucak büyümüş... Kalkmışlar otdan, gitmişler Sinikovayı kurmuşlar. Sinikova bugün dörtyüz hanelik köy... İşte böyle bütün balkan köyleri hep buradan gitme, bizim köyden... Seneler geçmiş biz de bütün balkanları böylece kaplamışız...

Derleme yeri: Soğucakköyü Gümülcine
Anlatan: Mümin AHosman Yaşı: 81

Kaynak:
(Abdürrahim Dede, Ban Trakya Türk Folkloru 1978).

Karaoğlan Efsanesi - Batı Trakya Efsaneleri

|
Karaoğlan dağları İskeçe'ye bağlı Sünnetçiköy'ün hemen eteklerinde başlar. Bu dağların şirinliği, hele yazın serinliği insanı kendisine bağlar. İşte bu dağlarda bir zamanlar Karaoğlan adında bir yiğit varmış. Bileği güçlü, yüreği dopdolu. Oralarda yakın köyden bir kız sevmiş. Kız yapyabancımın biriymiş. Karaoğlan bir Türk yiğidi imiş. Yapyabancı Türklere kız vermezlermiş. Ama kızın yüreği Karaoğlan'a tutkunmuş. Birgün buluşup elele vermişler, dağlara çıkmışlar,dağlar bizim demişler. Demişler ama, arkadan çeteler yürümüş, eli tüfekliler çıkmış.

İki sevgili, iki yavuklu dağlarda, yamaçlarda epey zaman sürünmüşler. Ama nihayet dağ dediğin insana yurt yuva olmaz ya... Karaoğlan ovaya inmeyi hiç çetecilerle göğüs göğüse hesaplaşmayı kaçınılmaz görmüş. Yavuklusunu köyün imamına teslim etmiş. Sonra Yalnız başına dağa çıkmış, çetelerle hesaplaşmaya tutuşmuş, onları birer birer temizlemiş.

Günler geçmiş, Karaoğlan da işini bitirmiş, köye dönmüş. Ama ne denir ki, uğruna can koyduğu yavuklusunun ölüsüyle karşılaşmış. Kızı alıp iki dağ arasında bir yamacın ortasına gömmüş. Bütün köy halkı gözyaşı dökmüş. Şimdi Batı Trakya dağlarında o yamaç arasından geçenler sularda, esen yellerde, çağıltılarda hep o ağıdı dinlerlermiş. Kimin düğünü varsa, kim mutlu güne ayak atmak istiyorsa önce o dağ yamacındaki yavuklunun mezarını ziyaret ederlermiş. O günden bugüne Batı Trakya'daki o yöre Karaoğlan adıyla bilinmektedir.

Karaoğlan, daha sonra bir süre yaşamış, kendi adını verdiği Balkanı'da vefat etmiş. Bugün de türbesi Karağolan Dağının tepesindedir.

Kaynak: Hakka Davet, S: 19, Gümülcine.

Kütüklü Tekke Efsanesi - Batı Trakya efsanesi

| Perşembe, Ekim 23
batı trakya tarihi yapıları

Bizim köyde Boru gölünün batısında, yani Sünneçi köyün 5-6 km. doğusunda Kütüklü Tekke diye anılık bir tekke vardır. Bu tekke bir zaman çok zenginmiş. Herkes oraya gider kurbanlar keser, hatta biz bile gittik oraya, çocukluğumuzda kurban kesmiye.

Bu tekkenin eskilerden üçyüz dönüm kadar ormanı varmış. Bu ormandan kimse hiç bir dal, bir çrpı bir yaprak dahi koparmazmış. Çok ta arıları varmış. Beşyüz, bin kovan kadar arılan varmış. Hırsızlar bir gice demişler: Gidelim, şurada çok bal vardır, çalalım. Birkaç kovan arıdan ballarını çıkaralım. İki arkdaş gitmişler, iki hırsız, almışlar iki tane arı, götürmüşler, yörümüşler... yörümüşler... yörümüşler.


Bakmışlar Tekke yanlarında. Ha biraz ta yörüyelim. Yörümüşler, yörümüşler, saatlarlan yörümüşler adamlar, dönmüşler, bir de baksınlar gene tekke yanlarında?., yörümüşler, yörümüşler üçüncü defa, sabah yakınmış nerdeyse, bakmışlar gene tekkenin yamayacak. Biz arılan bırakmadan gidemeyiz. Bırakalım Bakalım da o zaman ne yapacak?" Arılan dönmüşler, yerlerine koymuşlar, onda sonra yavaş yavaş çıkmış gitmişler. Sabah olmuş.


Kütüklü Tekke ile ilgili bir başka efsane de şu:


"Gereviz'den yani tekkenin en yakın köylerinde bir Rumun biri, gitmiş, Tekkenin içinde bir mezar var tabi, Demiş: "Şu mezarı ben kazayım da bunun içinde para vardır. Kazmışlar, kazmışlar, bir iki boy kazmışlar, para çıkmamış. Fakat tekkenin eşik taşı varmış, mermerden yapılmış, dörtköşe, gayet güzel bir taş. Taş hoşuna gitmiş Rumun birisinin. "Alayım bunu bari" demiş "Gideyim hayvan damına, hayvan alnına koyayım bunu eşik taşı yapayım" almış götürmüş evine adam, koymuş dama, eşik taşı yapmış. Fakat o akşam yatmış. Rüyasında onun bütün gece durmadan "Taşı yerine götür, ölecen" diye dermiş. Tekke Baba velhasıl

Rum bütün gece sıkıntıdan uyuyamamış. Ertesi günü işine gitmiş. Ama o gördüğü rüya aklından hiç çıkmamış. Akşam gene olmuş, yatmış yataa, gene sıkıntı almış, bir türlü uyuyamazmış. İlle "Taşı yerine götür" diye Kütüklü Tekke Baba söylermiş rüyasında. Sabah olmuş ikinci geceyi de hiç uyumadan geçirmiş. Bütün gece onu düşünmüş. Demiş: "Bu akşam da onu görürsem bakalım ne yapçam." Üçüncü akşam da yatmış, gene bütün gece "Taşı yerine götür.i.. Taşı yerine götür". Bütün gece gene söylenmiş sıkıntıdan.

Rum bütün gece hiç uyuyamamış. Ertesi günü kalkmış İskeçe'ye doktora gitmiş, doktor bakmış, demiş: "Sen bi kötülük mü yaptın ne varsa aklında karik o vaadini yerine getir." O da doktora anlatmış. Doktor demiş: "Sen taşı al yerine götür yoksa başka türlü uyuyamazsın." Rum dönmüş doktordan, gelmiş köyüne. Almış taşı, götürmüş tekkeden çıkardığı yere. Daha âlâ daha güzel koymuş ve mezarı da biraz öteberi gömmüş.


Fakat bugünkü tekke tabi eskisine nazaran harabe durumda. Tekke denecek yanı yok yani.


(Abdürrahim Dede, Batı Trakya Türk Folkloru, 1978)
Derleme Yeri: Sünnetçiköy-îskeçe

Kişi' Fahreddin Ağa Raif

Yaşı: 74


Batı Trakya Online'ın haberine göre Balkanlarda Kültürel Soykırım yapıldığı ve Kütüklü Tekke bunlardan sadece biri


Kütüklü Tekke kiliseye çevrilmek isteniyor!


Yenice Belediyesi’ne bağlı Gereviz (Selino) köyünde bir tarla içinde bulunan tarihî bir yapıdır. Yapı iki bölümden ve iki kubbeden oluşmaktadır. Ana kubbenin altında bir yatır bulunmaktadır. Kitabesi tahrip edilerek ortadan kaldırılmıştır. 15. yy ait olan eserin içi kiliseye benzetilmeye çalışıyor. Zaman zaman kiliseye ait unsurlardan temizlense de, fanatik Yunan çevreler tarafından ısrarla tekrar bu unsurlar yerleştirilmektedir. Türbe’nin içinde ikonalar, ve onların anısına yakılan mumlar ile İncil yer almaktadır.

Ali Taşı Efsanesi - Batı Trakya Efsaneleri

|
"Karyemiz Demircikte Ali Taşı isminde gayet yüksek, uçurumlu, üç minare dört minare yüksekliğinde dimdik bir taş vardır. Yüksekliği kadar genişliği de vardır.
Ali Taşı adını almasının sebebi:
Çok eski zamanlarda oralarda yabani keçi ve yabani tekeler varmış. Karyemizden Ali isminde birisi bir gün bir torba mısır unu ile karışık tuz alıyor. Bir de uzun ve geniş bir de tahta alıyor. Doğru taşın üstüne çıkıyor. Tahtanın bir ucuna doğru bir kilo kadar tuz ile karışık mısır unundan döküyor ve tuzlu mısır ununu döktüğü tarafı uçuruma doğru uzatıp, diğer boş olan tarafı bir taş ile bastırıyor... Keçiler tuzlu una gelip tahtanın üstünden yürüyerek, uçurum tarafına geçtikleri zaman, ağır gelip aşağıya düşüyor. Ali de aşağıda bıçak ile bekleyerek hayvan düştüğü zaman kesip, yüzüyor ve evine götürüyor. Bu işi çok defa yapıp tekrarlıyor. Bir çok defalar böyle hayvanları öldürdüp beş minare yüksekten tahta ile beraber kırdırıyor.

Bu işi senelerce yaptıktan sonra bir gün yine tahtayı yerleştirirken: "Yeter Ali Yeter.. Artık bırak bu işi... Yeter..." diye bir ses işitiyor. Ali bu sesten korkuyor ve hemen kaçıyor... Bu işi altı ay kadar terk ediyor... Altı aydan sonra yine gidiyor... Bu sefer taşın üstünde tahtayı yerleştirirken kendi düşüp parçalanıyor. Namı nişanı kalmıyor.

O zamandan beri bu taşın ismi ALİ TAŞI kalıyor.

Yer: Demircik Köyü-îskeçe
Kişi: Abdullah Dede
(Nokta, 7.10.1988, Iskeçe)

Ayı İni Efsanesi - Batı Trakya Efsaneleri

|
"Ben küçük iken... 6 yaşında bir kız iken... Tarlaya gidiyorduk, çapaya... Orda İni" denen bir yer vardı... Bir gün oraya götürdüler beni... İçeriye girdik... Dediler ki
"-Buraya evliya gelmiş." Bak-tım, başını dayadığı taşta izi kalmış... Parmakları olduğu gibi bezbelli... Bastığı yere ayaklan batmış... Ayak izleri taşta bezbelli... ben böyle belledim...

Daha sonraları, büyüdüğüm zaman, soruşturdum... Hikayesini sordum. Anlattılar bana... Dediler ki:
"-Bizim köye eskiden biri gelmiş atıylan... Evliya imiş... İstemiş ki ona ev yapsınlar...

Ufacık, yatacak bir yer versinler... Dileğini kabul etmemiş köylüler... Bu yetmezmiş gibi kovalamışlar da evliyayı... O da oraya gitmiş... Ayı İni'ne... Geceyi orada geçirmiş.

Sabalaym uyanmış... Atım çekmiş yandaki mağaradan... Atını orada bırakmış... Bugün atın bastığı yerler halen belli... İzleri halen belirgin... Orada... Yandaki mağarada...
Oradan, atına binmiş, köye inmiş... Köyden geçerkeydin demiş ki:
"-Bu köy yüz hanedir. Yüzbir demesin" Ona ev yapmadıkları için... Kabul etmedikleri için

Bu ilenci ettikten sonra Garkova'dan Kaya ovası'na, ordan da Büyük Dere'ye inmiş... Şimdi bile geçtiği yerlerde atın bıraktığı ayak izleri silinmemiş. Olduğu gibi duruyor. Ve ordan Şahin'e gitmiş... Şahin'liler, onu kabul etmişler. Ağartamışlar.. İstediğini yapmışlar... Ve o evliya orda kalmış.. Orda yaşamış.

Orda öldükten sonra Evliya, hayatta iken orda n'aptıysa yapmış, ne yaptığını ben de bilmiyorum. Öldükten sonra şimdi yakma kadar, belki yüz sene, belki yüzelli sene geçmiş geceleri kandi yanıyormuş. Tekkede. Tekkenin yanında da çeşme varmış... Geceleri kalkıyormuş, bir eline ibriği diğer eline kandilini alıp suya gidiyormuş... Abdest almaya gidiyormuş.

Karşıdan, Şahin'den gözlüyorlarmış onu... Fakat bir gece kaybolmuş... Deniliyor ki, o zaman ölmüş işte... Ne zaman ki kandil yanmaz olmuş, o zaman oraya gitmişler... Orada onu ölü bulmuşlar. Yıkanmış hazırlanmış vaziyette.. Onu üçler, kırklar, ye-diler hazırlamışlar... Kabr-i Şerif... Onu arkadaşları tımar etmîş, hazırlamışlar cesedini besbelli...

O zamandan beri her gün, her asam Şahinliler oraya gider, ibrikleri suylan doldururlar... Sabalaym bakarlar, ibrikler boşalmış... Birileri abdest aknış... Fakat abdest alan ölünün kendisi değildir... Onu ziyarete gelen arkadaşları, üçler, kırklar, yediler'dir. Ölüler kalkmaz, abdest almaz... Olsun Evliya... Dünyadan göçtümüydü herşey biter.

Yüz seneden fazla zaman geçmiş, üç defa devir, devr-i dünya olduktan sonra ancak köyümüz yüzelli hane oldu... Şimdi yeni evler yapılıyor... Ben hatırlıyorum, beş sene önce köyümüz yüz hane idi.. Şimdi bina yaptılar... Çoğaldılar... Geliştiler... Haral vakit geldi... İlenç bitti."


Derleme Yeri: Demircik-Iskeçe
Kişi: Safiye Hasan, yaşı 64
Konusu: Efsane

Kamberler Köyü Efsanesi - Batı Trakya Efsaneleri

|
Mirkoz yakınlarında bulunan Kamberler Köyü, eskiden bizim köyümüzdü. Sonadan boraya geldik. Eskiden bizim köyümüzde halâ bulunan pınar köyümüze hiç su vermezmiş. Her gece de sesler çıkarıp bağırırmış, köylüleri rahatsız edermiş. Köylüler susuzluktan ne yapacaklannı şaşırmışlar. İçmek için bile su bulamazlarmış.
Köylüler bir araya gelip düşünüp taşınmışlar, başka bir yere göç etmeye karar vermişler. O gece bınarm yanından geçerken köyün çobanı durmuş, bmara doğru bakma başlamış. O sırada bmarın başında san saçlı güzel bi peri kızı belirmiş. Çoban şaşırmış kalmış. Peri kızı çobana doğru gelip. Başka yere göç etmeyin. Her sene bana bensiz kara kuzu kesin suyunuz akacak demiş.

Çoban duyduklarını sonaki gün köylüye annatmış. Sonaki gün, hemen bmarda bensiz bir kara kuzu bulunup kesilmiş ve aylardır akmayan sular birden akmaya başlamış, sonada hiç kesilmemiş.

O gün bu gündür her sene Kamberler köyünde maya yapılır, kara kuzular kesilir, bütün Batı Trakya halkı bu mayaya davet edilir, yemeler yenip içilir, dualar edilir.
O günden beri de Kamberler Köyü susuzluk görmemiştir.

sonadan:sonradan
boraya: buraya
bmar: pınar

Kaynak kişi: Zeynep Kâzim
Doğum yeri: Kamberler Köyü - Dedeağaç (Aleksandrapolis)
Yaşı: 80