Geçmişden Günümüze Gelen Efsaneler, Destanlar, Söylenceler, Mitoloji, Hikayeler, Masallar , Türk folklorik motifler, şehirlerin efsaneleri,öyküleri

Alim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Alim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Uluğbey Bu Benim Yıldızım

| Çarşamba, Ekim 29
Uluğbey gençliğinden itibaren gökyüzüne ilgi duyarak bakar, gece ise yıldızlan saydıkça sayarmış. Lakin ne kadar saysa da sonunu getiremezmiş. Günlerden bir gün Uluğbey, parlak bir gecede saray bahçesinde oynayarak ağabeyi ile iddialaşırken: "İşte şu yıldız benim" diyince ağabeyi: "Hayır, öyle deme, günah olur. Bütün yıldızlar Allah 'in", demiş.

Uluğbey: "Vay, bu kadar yıldızın hepsi bir Allah 'in mı, hayır sen hata yapıyorsun, işte şu benim", diye sözünde diretmiş. Ağabeyi de: "Hayır, sen hata yapıyorsun". diye o da kendi sözünde inat etmiş. Ağabey kardeş tartışıp birbirine: "Hayır, seninki yanlış, benimki doğru", diyerek babalarının yanına gitmişler. Babası ne olduğunu sormuş.

Ağabeyi:
-Uluğbey, gökyüzündeki Allah 'in yıldızlarından birisi benim, diyerek hata ediyor, demiş.

-Hayır, demiş Uluğbey, sözünde durarak, kendisi hata ediyor. Bu kadar yıldızı sadece Allah ne yapsın. Onlardan biri benim.

Babası bu konuşmanın devam ederse sonunun iyi olmayacağını anlayıp:
-Evet, tamam, gökyüzündeki en parlak o yıldız Uluğbey'in olsun, demiş.

"Yıldızımı buldum! Yıldızımı buldum!" diye söylemiş sevinçle gökyüzüne bakarken.
Uluğbey'in parlak yıldızı sınırsız kainatta hâlâ parlamaktadır.

ULUĞBEY BU MENİN YÜLDÜZİM
ÖZBEK TÜRKÇESİ
Uluğbek yaşligidân başlâb sâmagâ qızıqıb baqâr, tunda esâ yüldüzlârni sânâgâni-sânâgân ekân. Lekin qançâ sânâmâsin, ahirigâ yetkâzâ almâskân. Künlârdân bir küni, aydın tunda saray bağıda oynâb yürib, âkâsi bilân gâp tâlâşib qalibdi. Uluğbek: "huv ânâvi yüldüz meniki", desâ, âkâsi: "Yoq, undây demâ, günah bolâdi. Hâmmâ yüldüz hudaniki", debdi.
Uluğbek: "Baybo, şunçâ yüldüznifi hâmmâsi bittâ hudanikimi, yoq sen hatâ qılâsân, huv ânâvunisi meniki", deb öz sözidâ turib alibdi. Âkâsi ham: "Yoq, sen hata qılâdursan", deb u ham özsözidâ qattıq turib alibdi. Âkâ-ukâ tâlâşib-târtişib, bir-biri bilân: "Yoq, seniki natoğrı, meniki toğrı", de-yişgâniçâ atâlârinin aldigâ barişibdi. Atâsi nimâligini sorâbdi.
Âkâsi:
-Uluğbek sâmadâgi hudanin yüldüzlâridân bi-rini meniki, deb hâtagâ yol qoyâdur, debdi.
-Yoq, debdi Uluğbâk, sözidâ qat'iy turib, bunin özi hata qılâdur. Şunçâ yüldüzni yalğız huda nimâ qılâdur. Âlârdân biravi meniki.
Atâsi bu gâp âylânsâ aqıbâti yahşi bolmâsligini âfilâb:
-Ha, mayii, sâmadâgi en yaruğ oşâ yüldüz Uuluğbekniki bola qalsin, debdi.
"Yüldüzimni tapib aidim! Yüldüzimni tapib aidim! " deyâ hitâb qılibdi Uluğbek sevinç bilân sâmagâ baqarkân.
Uluğbeknin parlaq yüldüzi çeksiz kainat qa'ridâ hânüzgâçâ turibdi.

UluğBey'in Öğrencisi

|
Sultan Uluğbey'in, Ali Kuşçu adlı bir öğrencisi vardı. Uluğbey onu sever, hürmet edermiş. Bu duruma diğerlerinin hiddetlendiğini Uluğbey bilir, ancak bilmezlikten gelirmiş. Bir gün Ali Kuşçu şehrin dışında yaşayan annesini görmeye gitmiş, ancak orada hastalanmış. İnsanlar: "Dünyaca şöhretli olan sultan, öğrencisini mi gidip görecek, ya da iyileşip dönmesini mi bekleyecek, belki adam gönderip buraya mı getirtiri" demişler. Öğrencisinin hastalığını duyan Uluğbey derhal emdetmiş:

-Yol elbisesini getirin, atlar hazırlansın, Ali'yi görüp nasıl olduğunu öğrenip gelelim.

O zaman başvezirle Şeyhülislam: "Yüce hazret, sizin gibi büyük bir zatın, basit bir öğrenci çocuğu görmek için onun kulübesine gitmesi nasıl olur? İyisi mi, bu fikrinizden dönün", demişler. Uluğbey bu sözü duyunca sinirlenmiş, fakat belli etmemiş:

-İlim ehlini zaman zaman ziyaret edip halinden haber almak sevaptır. Bunun bütün sultanlar, hanlar için hem borç, hem de farz olması gerekir. Haydi çabuk olun, yoldan saray hekimini de alıp âlim Öğrencimin halini görüp gelelim, demiş. Emrin kesinliğini anlayınca hepsi yola koyulmuş.

ULUĞBEKNİN ŞAGİRDİ
ÖZBEK TÜRKCESİ


Sultan Uluğbeknifi Âli Quşçi degân şagirdi bar edi. Uluğbek uni şunçâlik yahşi körib, hürmât qılârkânki, bundan başqâlârnifi ğâşi kelib, ğıjın yürişâr ekân. Uluğbek buni bilâr, amma özini bilmâgângâ salib yürâr ekân. Bir küni Âli Quşçi şâhârdân tâşqaridâ yâşavçi anâsinikigâ barib, kâsâlgâ çâlinib qalibdi. Adamlar: "Kimsân dünyagâ dangı kelgân sultan şagirdini barib körârmikin ya tüzâlib kelişini kütârmikin, bâlki âdâm yubartirib bu yergâ aldirib kelârmikân?" deb qulaqlârini ding qılib urişibdi. Şagirdinin betabligini eşitgân Uluğ-bek dârhal buyuribdi:

-"Yol libasini keltirifilâr, atlar hazirlânsin! Âlini körib, halidân hâbâr alib kelâmiz".

Şunda baş vâzir bilân Şâyhulislam: "Aliy hâzrât, sizdây uluğ bir zatnifi tâgi pâst bir şagird balânin kâsâlini körgâni unift külbâsigâ barişifüz qandây bolârkin? Yahşisi, bu fikrifiizdân qayting!" deyişibdi. Bu Gâpni eşitib, Uluğbeknifi câhli çiqıbdi, lekin özini basib debdi:

-İlm âhlini vâqti-vâqti bilân ziyarât qılib, halidân hâbâr aliş sâvabdir. Bu yumuş har qândây sultanu hanlârgâ ham qârz, hâm farz bolmâğı dârkar. Qam, tez bolifilâr, yoldan saray tabibini hâm alib tâlibul ilm süyükli şagirdimni körib, halidân hâbâr alib kelâmiz, debdi.
Hükm qât'iyligini âfilâb, hâmmâ yolgâ atlânibdi.

Bruni'nin Dinlenme Günleri

|
Biruni, yılda iki kere dinlenirmiş.
Birincisi Nevruz geldiği gün, ikincisi buğdaya ilk orak girdiğinde...

Gönlünü hoş edip, Nevruz geldiği gün erkenden kalkar, yıkanıp taranarak güzel elbiselerini giyinir ve önce yakınlarını, sonra da arkadaş ve kardeşlerini ziyaret edip durumlarını öğrenir, onlarla birlikte olup sohbet eder, şakalaşır, askiyeler söyleşirlermiş. Sonra akşama kadar çift koşar, yere ilk kazma vuruşa katılır, fidan dikermiş...

Halini hatırını soranlara: "Dinlenip, hayatın tadını çıkarmaktayım", diye cevap verirmiş. Başağa ilk orak vurulacağı gün de çiftçi elbisesi giyinip, eline orak alıp ezandan akşama kadar buğday ke-sermiş. Âlimi görenler: "Kolay gelsin, var ol", dediklerinde de: "Dinlenip rızkımı çıkarıyorum", diye cevap verirmiş. Bakın ki büyük âlim, mütalâa, kitap yazış, tecrübe geçirişten yılda iki gün vakit ayırıp ezandan tâ akşama kadar çift koşup, yer çapalayıp orak yapmayı kendisi için dinlenme olarak görmektedir. Evet, Biruni: "Bir dakika vaktimi boşa geçirişim, helak oluşum", dermiş