Geçmişden Günümüze Gelen Efsaneler, Destanlar, Söylenceler, Mitoloji, Hikayeler, Masallar , Türk folklorik motifler, şehirlerin efsaneleri,öyküleri

Sümbül Efendi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sümbül Efendi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Sümbül Efendi ve Koca Mustafa Paşa Camiisi

| Pazar, Mayıs 18
Koca Mustafa Paşa Camii' nin avlusundaki dev ve yaşlı ağacın ilginç bir hikâyesi var. Cami avlusundaki bu yaşlı ağacın gövdesi zamanla yarılmaya, kabukları dökülmeye başlamış. Sümbül Efendi ağacı zincirlerle sararak korumaya almış. Ancak, zincirin bir ucunu yere doğru sarkık tutmuş ve demiş ki;
“Bu ağacın altında kim durur ve yalan söylerse, bu zincir yere doğru uzayacaktır"
Bir süre sonra, camiye gelen bir Müslüman, borç para verdiği Yahudi dostunun alacağını bir türlü vermemesinden şikâyetçi olmuş. Yahudi’yi çağırmışlar ağacın altına. Borcunu ödemediği söylenen Yahudi, elinde bastonuyla ağacın altına geldiğinde Sümbül Efendi ağacın ve zincirin özelliğin anlatmış kendisine. Anlatılanları dinleyen Yahudi,
“Tut şu bastonumu” demiş alacaklı olduğunu söyleyen adama ve zincirli ağacın altına girerek;
“Yemin ediyorum ki, bu dostuma aldığım parayı iade ettim” demiş. Hayrettir, zincir uzamamış bir türlü. Adam doğru söylüyor diye söylenmiş oradakiler. Ama alacaklı kuşkulanmış durumdan ve Yahudi’nin elindeki bastonu kaptığı gibi sapını gövdesinden ayırmış. O da ne! Ortalık yere çil çil altınlar dökülmesin mi? Böylece Yahudi’nin oynadığı oyun açığa çıkmış. Dostundan aldığı paraları içine sakladığı bastonu ona verince parayı iade etmiş gibi olmuş, bizim ağaç da aldanmış tabii!

Mesir Macunu

| Pazartesi, Ocak 21



Yavuz Sultan Selim’in karısı ve Kanunî Sultan Süleyman’ın annesi Ayşe Hafsa Sultan, 1522 yılında Manisa’da Sultan Camii adıyla büyük bir cami yaptırır. Caminin çevresini de okul, imaret, hamam, akıl hastanesi gibi hayır eserleriyle donatır. O zaman timarhane denilen akıl hastanesinin başına, devrin tanınmış bilgin ve doktorlarından Şeyh Merkez Efendi’yi getirir. Asıl adı Muslihiddin Musa olan Merkez Efendi, aynı zamanda gönül sahibi, erenlerden olgun bir kişidir. Hastanedeki delileri, müzikle, şiirle tedaviye çalışır, hastanesinde bir saz ekibi kurdurur. Bir gün, Ayşe Hafsa Sultan ağır bir hastalığa yakalanır. Hiçbir hekim derdine çare bulamaz. Devrin bilginlerinden Sümbül Efendi’ye baş vururlar. Sümbül Efendi:

- Manisa’da hekim Muslihiddin Musa bilir ancak… Ona danışın, der.

Gelirler Manisa’ya. Doğruca timarhaneye giderler. Bir de ne görsünler… Hekim Muslihiddin Musa avlusuna toplamış delileri, koca taş dibekte, baharat döğdürür. Selam verip beklerler. Merkez Efendi, döğülen baharatı alır, balla, şekerle kaynatarak macun yapar. Hastane kapısında bekleşen hastalara teker teker dağıtır. Artanını da İstanbul’dan gelen konuklara verir:

- Alınız, bu macunları, tiz saraya götürünüz, Valide Sultan’a yedirirseniz bir şeyciği kalmaz.

Gerçekten de Ayşe Hafsa Sultan, macunları yedikten sonra, şifa bulur. Derdinden kurtulur, Merkez Efendi’yi de İstanbul’a çağırır.

O gün bugündür, bu şifalı macunlara “Mesir Macunu” denir. İçerisinde, karanfilden, zencefilden, karabiberden, tarçından tutun da sinamekiye kadar 41 çeşit baharatın bulunduğu bu macunlar ince kâğıtlara sarılarak halka dağıtılır. İstek çok olunca, bunun yılın belirli bir ayında Sultan Camii minarelerinden atılması gelenek halini alır. Her yıl Manisa’da, nisan ayının son haftasında yapılan Mesir şenliklerinde bu geleneğe uyularak, macunlar hazırlatılır ve minarelerden atılır. Binlerce insanın kapıştığı bu macunların her derde deva olduğu inancı, bugün de halk arasında yaygındır.