Geçmişden Günümüze Gelen Efsaneler, Destanlar, Söylenceler, Mitoloji, Hikayeler, Masallar , Türk folklorik motifler, şehirlerin efsaneleri,öyküleri

Kız Kumu Koyu'nun Efsanesi

| Pazar, Ağustos 31
Kız Kumu Koyu Muğla'nın Marmaris ilçesi Orhaniye Beldesi yakınlarında bulunan Kız Kumu görenleri hayrete düşürüyor.600 metre boyundaki kırmızı kumdan meydana gelen oluşumun üzerinde yürünebiliyor. Kız Kumunun üzerinde yürüyen insanlar uzaktan bakıldığında suyun üzerinde yürüyormuş gibi gözüküyor


KIZ KUMU KOYU'NUN EFSANESİ
Kız Kumu Koyu

Bölgede anlatılan efsaneye göre; çok eski zamanlarda bölgenin kralının kızı fakir bir balıkçıyla tanışır ve birbirlerine aşık olurlar. Ancak birbirlerini çok seven gençlerin evlenmesine kral karşı çıkar. Kralın karşı çıkmasına rağmen genç sevgililer gizli, gizli buluşmaya başlarlar. Zamanla durumu fark eden kral askerlere kızını takip ettirir.


Askerlerde krala neler gördüklerini anlatır. Balıkçı genç denizden gelerek kralın kızını kumsalda bekleyip ışıkla işaret verip buluştuklarını öğrenen kral duruma sinirlenerek emirlerine karşı gelen kızı bile olsa affetmez. Bir gece kızını yakalatan kral askerlerine ışıkla işaret vermesini söyler. Işığı gören genç balıkçı bir manga askerin içine doğru koşar. Kralın kızı ise askerlerin elinden kaçarak sevgilisini kurtarmaya çalışır. Ancak koyun diğer tarafına gitmesi imkansızdır. Fakat genç kız aşkı için kendini denize atar, işte tam o sırada bir mucize gerçekleşir.Kız Kumu Koyu
Kızın adım attığı her yer kuma dönüşür. Kızın peşinden koşan askerler ise suya gömülür kız kayığa kadar koşar ve sevgilisine sarılır. Ancak okçulardan biri yayını gererek oku fırlatır ok kıza saplanır. Kızdan akan kan denizi kırmızıya boyar. Genç balıkçı ise kızı alarak sandalıyla uzaklaşır ve bir daha kimse onları görmez. O günden sonra koy Kız Kumu olarak adlandırılır.


Efsane : Sabah Gazetesi - internet sayfası Turizm Rehberi İHA kaynaklı
resimler: Sabah Gazetesi - internet Foto Galeri

Meryem Ana - Sümela Manastırı'nın Efsanesi

| Salı, Ağustos 26
Trabzon'un Maçka ilçesine bağlı Altındere Köyü yakınlarında Hristiyanlarca önemli bir manastır bulunmaktadır. Yunanca adı Panagia Sumela (Παναγία Σουμελά) veya Theotokos Sumela'dır
Panagia Meryem ana demektir ve aynı zamanda manastırın yakınlarındaki derenin de adıdır.


Sümela kelimesinin doğuşuna yani etimolijisine baktığımızda şöyle bir rivayet vardır. Karadenizli Hristiyan Rumlar Mela dağındaki mucizevi Panagia ikonosundan bir şey diledikleri zaman 'stou mela' diyorlarmış bu kelimenin de zamanla Sumela'ya dönüştüğü düşünülüyor ayrıca bu yüzden manastıra ‘Karadağın (Mela dağının) bakiresi' de denilmektedir.

Manastırın ne zaman yapıldığı bilinmemekle birlikte yaygın olarakanlatılan bir efsane şöyledir.

Atina'lı Barnabas ile Sophronios adlı iki keşiş aynı rüyayı görmüşler; rüyalarında, İsa’nın öğrencilerinden Aziz Luka’ın yaptığı üç Panagia ikonundan, Meryemin bebek İsa’yı kollarında tuttuğu ikonun bulunduğu yer olarak Sümela'nın yerini görmüşler. Bunun üzerine birbirlerinden habersiz olarak deniz yoluyla Trabzon'a gelmiş, orada karşılaşıp gördükleri rüyaları birbirlerine anlatmış ve ilk kilisenin temelini atmışlar.

Bu efsanenin başka bir şekilde anlatımı da
İsa Peygamberin havarilerinden olan Lukas'ın bir tahta parçası üzerine çizdiği Meryem Ana resmi (ikona) yıllar sonra kendiliğinden Atina'ya uçmuş. Renginin koyuluğundan ötürü daha sonraları Kara Meryem, Kara Melek, Kara Madonna gibi adlarla ünlenen bu resim, Theodosius döneminde, 4'üncü yüzyılda Atina'dan ayrılmak istemiş.
İkona daha sonra melekler tarafından uçurularak, Maçka dağlarının yamaçlarındaki dağ kavuklarından birine yerleştirilmiş. O günlerde Barnabas ve Sophranios isimli keşişler rüyalarında Meryem Ana'yı görmüşler ve Meryem Ana keşişlere Trabzon'a gidip ikonanın olduğu kovukta kendisi adına bir kilise yaptırmalarını söylemiş. Keşişler deniz yolu ile Trabzon'a gelerek, Maçka dağlarının yamaçlarındaki taş kovuğu içindeki Meryem Ana ikonasını bulmuşlar.
Onlardan önce bu resmi gören yerliler, ikonayı yakmak istemişler, yanmamış. Balta ile parçalamak istemişler kırılmamış. Dereye atıp uzaklaştırmak istemişler, derenin suyu ikonayı sürüklememiş. Meryem Ana tarafından görevlendirilen iki keşiş, melekler tarafından ikonanın konulduğu kovuğa önce bir kilise, sonra bir manastır yapmışlar. Hayatlarının geri kalan kısmını Sümela'da geçiren iki keşiş, aynı gün ölmüşler."

Manastırın ortasında bulunan kutsal havuz için ise kutsal damla efsanesi adında şöyle bir inanç bulunmaktadır
Manastırın ortasındaki kutsal havuza, 30-40 metreden iri su damlaları değişik aralıklarla düşermiş. Kutsal olduğuna inanılan bu damlalar, yüzyıllar boyunca umutsuz hastaların ve kısırların umudu olmuş.

Tarih boyunca Müslüman, Hristiyan birçok hasta, efsanenin getirdiği umudu paylaşmak amacıyla manastırı ziyaret ederek zengin adaklar ve kurbanlar adayarak damla tedavisine girmişler.

Çarşambayı Sel Aldı

| Çarşamba, Ağustos 20

Çok eski zamanlarda kurulmuş Karadenizin diğer ilçeleri gibi yemyeşil ve güzel bir ilçedir Çarşamba
Çarşamba'yı ikiye bölerek akan Yeşilırmak'ın bir gün taşması üzerine Türkülere konu olmuş bir sevda hikayesi vardır bilir misiniz?

Çarşamba'yı sel aldı
Bir yar sevdim el aldı
Keşke sevmez olaydım
Elim koynunda kaldı

diye başlar

Çarşambalı olan Yıldıray Çınar'ın oynadığı bir filmi de bulunmaktadır. Çarşamba Belediyesinin ve Smart sanatevi ile 19 mayıs üniversitesi öğrencilerinin katkılarıyla geçen yıl bu Türkünün hikayesinin her bir bölümü röfyefe işleniyordu. Bir türkü için ilk defa bu türden bir çalışma yapılıyordu. 11 parcadan oluşacak rölyef 80 metrelik bir duvar üzerine 60 metrekarelik seramik rölyef işlenmesi ile oluşturulacaktı. Yeşilırmak kenarında oluşturulacak bir müzede rölyef sergilenecek ayrıca Çarşamba'yı Sel Aldı türküsünün özel sistemle ziyaretçinin alana girmesiyle çalmaya başlaması ve türküde geçen Melek ve Ahmet için de aşıklar çeşmesi yapılması düşünülüyordu. Şu an hangi aşamada bu çalışma bilmiyorum ama sizin yolunuz bu şirin ilçeye düşerse mutlaka uğrayınız ve bizi de haberdar ediniz.

Eminim Çarşamba'yı Sel Aldı türküsünün hikayesini merak ettiniz işte Hikayesi

Çarşamba Ovası'nda Yeşilırmak'a kavuşan Abdal Deresi'nin kıyısındaki köylerden birinde, Ahmet diye fakir bir genç yaşarmış. Ne var ki sevdalısı Melek'le nişanlanıp askere gittikten sonra kötü haber ona tez ulaşmış: Melek de gözü olan Ağaoğlu Mehmet Ali, Melek'i dağa kaldırmış. Üstelik Mehmet Ali, Melek'le önce açıkça konuşmuş, Melek de çevresindekilerin uyarısına rağmen onu sert biçimde reddetmişti. Ahmet, kötü haberi alınca firar edip, elinde silahıyla arkadaşlarını toplayıp yollara düşer.

Gece-gündüz,dağ tepe Melek'i arar. 'Meleeeek... ' diye bağırmaktan sesi gider. Derken bir gün, önce çakal yağmuru uç verir. Sonra koca gökyüzü yarılır. Yeşilırmak öyle bir kabarır ki, uçsuz bucaksız Çarşamba Ovası kaynayan bir göle dönüşür. Evleri, köyleri, hayvanları, insanları yutar. Ortalık durulup sel çekildiğinde, Abdal Deresi'nin Yeşilırmak'a kavuştuğu yerdeki bir kaya, üzerinde el ele tutuşmuş boylu boyunca yatan Ahmet ve Melek'in cansız bedenleri gözler önüne serilir.

Rivayete göre o büyük kaya yediye bölünür ve her bir parçanın dibinden selvi boyu su fışkırır. Ahali, doğanın gözyaşlarını döktüğüne inanarak duaya başlar. İşte bu duaların zaman içinde 'Çarşamba'yı Sel Aldı' türküsüne dönüştüğüne inanılır.

Kayanın bulunduğu yere daha sonra bir su değirmeni kuruldu ve o yöre Değirmenbaşı olarak anıldı. Ahşap değirmenin yedi taşı vardı. Yedi oluğuna su veren set üzerinden yedi kez yürümek, sağ ve sol omuz üzerinden yedişer kez su atmak uğur sayıldı. Her Hıdırellez'de tekrarlanan gelenek, 1970'lerde değirmenin yıkılmasına kadar sürmüştür. (Tam olarak hatırlamamakla beraber 1980'li yıllarda değirmenin suyunun cevresinde insanlar hıdırellez kutlamaları için buraya toplanırdı su küçük bir şelale görüntüsündeydi.)

Çarşamba'yı sel aldı
Bir yar sevdim el aldı
Keşke sevmez olaydım
Elim koynunda kaldı

Oy ne imiş ne imiş
Kaderim böyle imiş
Gizli sevda çekmesi
Ateşten gömlek imiş

Çarşamba yollarında
Kelepçe kollarımda
Allah canımı alsın
O yarin kollarında

Oy ne imiş ne imiş
Kaderim böyle imiş
Gizli sevda çekmesi
Ateşten gömlek imiş

Çarşamba yazıları
Körpedir kuzuları
Allah alnıma yazmış
Bu kara yazıları

Oy ne imiş ne imiş
Kaderim böyle imiş
Gizli sevda çekmesi
Ateşten gömlek imiş

Çarşambayı sel Aldı türküsünün Hikayesini Çarşamba Değirmenbaşı ilköğretim okulunun sitesinde Turgut Çeviker'in 1992 yılında İris yayınlarından çıkan "Çarşamba Kitabı"ından alıntılanmış haliyle okumak isterseniz burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.