Orhan Gazi devrinde karış karış Anadolu'yu gezen ermişlerden bir derviş, buraya gelir, gemicilere:
- Ogullar, beni karşıya geçiriverin, diye rica eder.
Kimse aldırmaz. Bunun üzerine derviş:
- Siz geçirmezseniz, Allah'ın izniyle biz geçeriz, diyerek, eteğine toprak doldurur, denize yürür.
Topragı denize döktükçe deniz kara olur. Böylece bir süre ilerler. Gemiciler bu durumu görünce telaşlanir. Peşinden koşarlar:
- Aman Pîrim. Etme, gitme. Biz ettik, sen eyleme. Körfez kapanırsa nicolur halimiz. Kısmetimiz kapanır, kırılır dalımız. Gel bizimle gemiye, geçirelim karşıya, diye yalvarırlar.
derviş yalvarmalarına dayanamaz. Yolun yarısında gemiye biner, karşıya geçer. Denizde dil gibi uzanan bu kara parçasına, bundan sonra Dil iskelesi derler.
Angut Kuşu'nun Hikayesi
Kimi zaman "Angut" oluruz kimi zamanda başkalarına "Angut" deriz. Angut'un argo da ne anlama geldiğini bilmiyorum(1). Herhalde iyi anlamda da söylemiyorlardır. Burada bu konuya değinmemizin nedeni Angut Kuşu(2) ile ilgili bir söylence
Beyşehir’in kıyı köylerinin birinde yaşlı bir balıkçı varmış. Kendi yaptığı kayıkla kış demez, yaz demez gölde balığa çıkar geçimini bu yoldan sağlarmış.
Yaşlı balıkçı, bir gün avcıların yaraladığı bir angut kuşuna rastlamış. Bakmış ki, kuşcağız ağır yaralı ve ölecek; onu yakalayarak yarasını sarmış ve iyileştirmiş. O günden sonra balıkçı ile angut kuşu dost olmuşlar. Öylesine dost olmuşlar ki, Balıkçı gölde avlanırken kuş gelip balıkçının omzuna konarmış.
Soğuk ve fırtınalı bir kış günü Balıkçı yine ava çıkmış. Ancak dalgalar bir süre sonra öylesine azmış ki, köhne kayığı parçalanıp batmış. Balıkçı yüzerek kendini bir adaya zor atmış. Bir süre sonra kar da yağmaya başlamış. Yaşlı Balıkçı, sığındığı Taş kovuğunda, ıslak elbiseleri ile neredeyse donacakmış.
O sırada dostu olan angut kuşunun yanındaki bir ağacın dalında tüneyerek, acılı gözlerle kendine baktığını ve cıvıldadığını görmüş. İhtiyar kuşa balıkçılardan yardım getirmesini söylemiş.
Bunun üzerine kuş, yardım getirmek üzere uçup gitmiş. Diğer balıkçılar, kıyıda bir avcı kulübesinde oturmuşlar, yaktıkları ateşte ısınıp, sohbet ediyorlarmış. Uçarak içeri giren kuş önce çırpına çırpına dolanmış ve sonra yanan ateşli bir dal parçasını gagasına alarak uçup gitmiş.
Aldığı ateşi götürüp yaşlı balıkçının önünde bırakmış. Balıkçı hemen tutuşturduğu dal parçaları ile ısınıp donmaktan kurtulmuş.
Ölümden dönen balıkçı dua etmiş. Demiş ki; “ Her kim angut kuşuna tüfek atarsa tüfeği parçalansın.”
Duası kabul olası imiş. Bu yüzden avcılar, angut kuşuna tüfek atamazlar, atarlarsa tüfeklerinin parçalanmasından korkarlarmış.
notlar
1-angut argo olarak boş boş bakan,laftan anlamayan kişiler için kullanılırmış
2-Angut kuşu'nun eşi öldüğü zaman yada öleceği zaman eşinin başucunda ayrılmadan beklermiş. bu sırada oraya bir başka canlı yaklaşsa dahi çok ürkek hayvan olmasına rağmen kaçmazlarmış
Beyşehir’in kıyı köylerinin birinde yaşlı bir balıkçı varmış. Kendi yaptığı kayıkla kış demez, yaz demez gölde balığa çıkar geçimini bu yoldan sağlarmış.
Yaşlı balıkçı, bir gün avcıların yaraladığı bir angut kuşuna rastlamış. Bakmış ki, kuşcağız ağır yaralı ve ölecek; onu yakalayarak yarasını sarmış ve iyileştirmiş. O günden sonra balıkçı ile angut kuşu dost olmuşlar. Öylesine dost olmuşlar ki, Balıkçı gölde avlanırken kuş gelip balıkçının omzuna konarmış.
Soğuk ve fırtınalı bir kış günü Balıkçı yine ava çıkmış. Ancak dalgalar bir süre sonra öylesine azmış ki, köhne kayığı parçalanıp batmış. Balıkçı yüzerek kendini bir adaya zor atmış. Bir süre sonra kar da yağmaya başlamış. Yaşlı Balıkçı, sığındığı Taş kovuğunda, ıslak elbiseleri ile neredeyse donacakmış.
O sırada dostu olan angut kuşunun yanındaki bir ağacın dalında tüneyerek, acılı gözlerle kendine baktığını ve cıvıldadığını görmüş. İhtiyar kuşa balıkçılardan yardım getirmesini söylemiş.
Bunun üzerine kuş, yardım getirmek üzere uçup gitmiş. Diğer balıkçılar, kıyıda bir avcı kulübesinde oturmuşlar, yaktıkları ateşte ısınıp, sohbet ediyorlarmış. Uçarak içeri giren kuş önce çırpına çırpına dolanmış ve sonra yanan ateşli bir dal parçasını gagasına alarak uçup gitmiş.
Aldığı ateşi götürüp yaşlı balıkçının önünde bırakmış. Balıkçı hemen tutuşturduğu dal parçaları ile ısınıp donmaktan kurtulmuş.
Ölümden dönen balıkçı dua etmiş. Demiş ki; “ Her kim angut kuşuna tüfek atarsa tüfeği parçalansın.”
Duası kabul olası imiş. Bu yüzden avcılar, angut kuşuna tüfek atamazlar, atarlarsa tüfeklerinin parçalanmasından korkarlarmış.
notlar
1-angut argo olarak boş boş bakan,laftan anlamayan kişiler için kullanılırmış
2-Angut kuşu'nun eşi öldüğü zaman yada öleceği zaman eşinin başucunda ayrılmadan beklermiş. bu sırada oraya bir başka canlı yaklaşsa dahi çok ürkek hayvan olmasına rağmen kaçmazlarmış
Isparta-Anamas (Dağı) Yaylası İsminin efsanesi
Editör
iltiriş
saat
16:00
|
Isparta'nın Anamas Yaylası Sütçüler, Beyşehir Gölü, ve Ş.Karaağaç arasında bulunun geniş yaylanın adıdır. 1500 metre yüksekliği bulmaktadır. Bir zamanlar Aksu ilçesine,Anamas dağına ve yaylasına Anamas denmesi ile ilgili olarak iki söylence bulunmaktadır.
Söylencelere geçmenden önce bu bölgede bilinen ilk medeniyet Hititlerdir. Hititler döneminde (MÖ 1800-1200) bölgenin adı Pitaşşa olarak geçmektedir. çevre ilcelerin geçmişi MÖ 8000-5500'e kadar uzanmaktadır.
Anamas nedir nasıl doğdu şimdi bunlara bakalım
birinci anlatım
vaktiyle bu bölgede yaşayan fakir bir ailenin oğlu, anasının yanlış telkinlerine kapılarak küçükken yumurta ve tavuk hırsızlığına başlamıştır. İşi gitgide büyüterek korkulur bir eşkıya olmuş, yol keser, haraç alır, her türlü pislikleri yapmaya başlamış. Nihayet yakasını hükümetin pençesine kaptırmış. Kıydığı canların, yollarını kestiği mazlumların bedduâsı onu darağacı altına getirmiş. Tam asılacağı sırada son isteği sorulmuş. Abdest almış ve iki rekat namaz kılmış ve ellerini göğe kaldırarak:
"-Yarabbi, bu işlerde benim günahım yok. Beni bu kötü yollara anam öğütledi. Beni asma Anamı-as..." diye yalvarmağa başlamış.
Derken adamı asmağa memur olan hükümet adamları, zavallı delikanlı yiğidin macerasını dinlemişler ve onu asmaktan vazgeçmişler.
ikinci anlatım
Çok eskiden bu dağda bir zengin ağa yaşarmış. Astığı astık, kestiği kestikmiş. Ağanın adamları, sürüleri, sürülerine bakan çobanları varmış. Çobanlarından biri özü sözü doğru, yağız bir delikanlı imiş. Delikanlı, ağanın kızına aşıkmış. Yıllarca "Ben bir çobanım, o ağa kızı" diye aşkını kor yapıp içinde saklamış. Ama bir zaman gelmiş dayanamamış
"-Ana" demiş. "-Bana ağanın kızını isteyeceksin."
Ana önce korkmuş, çekinmiş ama oğlunun solan yüzüne dayanamamış, gitmiş kızı istemiş. Meğer kız da çobanı severmiş. Ağa, kızının hatırı için çobanın dileğini hoş görmüş. Demiş ki:
"-Kızımı veririm, ama, koyunlarımı bir gün susuz bırakacak, ertesi gün göl kıyısına götüreceksin."
Çoban kabul etmiş. Ağanın dediği gibi sürüyü susuz bırakıp, göle götürmüş. Tam yaklaştıklarında başlamış kaval çalmaya. Cümle koyunlar, kuzular durmuşlar. Kavalın sihirli sesi onları büyülemiş, suyu görmez olmuşlar. Yalnız içlerinden biri kendini sudan alamamış. Binlerce başlık sürüdeki bir koyun yüzünden de ağa:
"-Olmaz" demiş.
Bir daha denemişler yine olmamış.
Üçüncüsünde inatçı koyun da, kavalın nağmesine uyup su içmemiş. Bu defa ağa:
"-Bir kere daha dene" deyince çoban kızmış.
"Anamı assalar bu kızı almam" demiş ve vermiş kendini dağa. Bir daha ne gören olmuş, ne sesini duyan.
"Anamı assalar" sözü de yıllar içinde değişerek Anamas olmuştur.
her iki hikayede bir kelimenin zaman içinde değişiminden bahsetmekteler. Birinci hikaye bana daha anlamlı geldi.
ikinci hikayede bahsedilmese de sanırım çobandan susuz koyunları dere kenarında da susuz bırakması istenmiş (orjinalini aynı şekilde eklediğimden bu açıklamayı yapma gereği duydum)
Günümüzde Isparta'nın ilçesi olan Aksu 26.05.1965 tarih ve 3427 sayılı kararname ile Aksu ismini almış, 19.06.1987 tarih ve 3392 sayılı kanunla İlçe statüsüne girmiş. Aksu olmadan önce Eğirdir’in bucağı iken, 1954 yılında Yenice, Bucak, Mirahor ve Akcaşar köylerinin birleşmesi ile Anamas beldesi olmuş.
Söylencelere geçmenden önce bu bölgede bilinen ilk medeniyet Hititlerdir. Hititler döneminde (MÖ 1800-1200) bölgenin adı Pitaşşa olarak geçmektedir. çevre ilcelerin geçmişi MÖ 8000-5500'e kadar uzanmaktadır.
Anamas nedir nasıl doğdu şimdi bunlara bakalım
birinci anlatım
vaktiyle bu bölgede yaşayan fakir bir ailenin oğlu, anasının yanlış telkinlerine kapılarak küçükken yumurta ve tavuk hırsızlığına başlamıştır. İşi gitgide büyüterek korkulur bir eşkıya olmuş, yol keser, haraç alır, her türlü pislikleri yapmaya başlamış. Nihayet yakasını hükümetin pençesine kaptırmış. Kıydığı canların, yollarını kestiği mazlumların bedduâsı onu darağacı altına getirmiş. Tam asılacağı sırada son isteği sorulmuş. Abdest almış ve iki rekat namaz kılmış ve ellerini göğe kaldırarak:
"-Yarabbi, bu işlerde benim günahım yok. Beni bu kötü yollara anam öğütledi. Beni asma Anamı-as..." diye yalvarmağa başlamış.
Derken adamı asmağa memur olan hükümet adamları, zavallı delikanlı yiğidin macerasını dinlemişler ve onu asmaktan vazgeçmişler.
ikinci anlatım
Çok eskiden bu dağda bir zengin ağa yaşarmış. Astığı astık, kestiği kestikmiş. Ağanın adamları, sürüleri, sürülerine bakan çobanları varmış. Çobanlarından biri özü sözü doğru, yağız bir delikanlı imiş. Delikanlı, ağanın kızına aşıkmış. Yıllarca "Ben bir çobanım, o ağa kızı" diye aşkını kor yapıp içinde saklamış. Ama bir zaman gelmiş dayanamamış
"-Ana" demiş. "-Bana ağanın kızını isteyeceksin."
Ana önce korkmuş, çekinmiş ama oğlunun solan yüzüne dayanamamış, gitmiş kızı istemiş. Meğer kız da çobanı severmiş. Ağa, kızının hatırı için çobanın dileğini hoş görmüş. Demiş ki:
"-Kızımı veririm, ama, koyunlarımı bir gün susuz bırakacak, ertesi gün göl kıyısına götüreceksin."
Çoban kabul etmiş. Ağanın dediği gibi sürüyü susuz bırakıp, göle götürmüş. Tam yaklaştıklarında başlamış kaval çalmaya. Cümle koyunlar, kuzular durmuşlar. Kavalın sihirli sesi onları büyülemiş, suyu görmez olmuşlar. Yalnız içlerinden biri kendini sudan alamamış. Binlerce başlık sürüdeki bir koyun yüzünden de ağa:
"-Olmaz" demiş.
Bir daha denemişler yine olmamış.
Üçüncüsünde inatçı koyun da, kavalın nağmesine uyup su içmemiş. Bu defa ağa:
"-Bir kere daha dene" deyince çoban kızmış.
"Anamı assalar bu kızı almam" demiş ve vermiş kendini dağa. Bir daha ne gören olmuş, ne sesini duyan.
"Anamı assalar" sözü de yıllar içinde değişerek Anamas olmuştur.
her iki hikayede bir kelimenin zaman içinde değişiminden bahsetmekteler. Birinci hikaye bana daha anlamlı geldi.
ikinci hikayede bahsedilmese de sanırım çobandan susuz koyunları dere kenarında da susuz bırakması istenmiş (orjinalini aynı şekilde eklediğimden bu açıklamayı yapma gereği duydum)
Günümüzde Isparta'nın ilçesi olan Aksu 26.05.1965 tarih ve 3427 sayılı kararname ile Aksu ismini almış, 19.06.1987 tarih ve 3392 sayılı kanunla İlçe statüsüne girmiş. Aksu olmadan önce Eğirdir’in bucağı iken, 1954 yılında Yenice, Bucak, Mirahor ve Akcaşar köylerinin birleşmesi ile Anamas beldesi olmuş.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)